Makaleler

Vasiyetname Hangi Durumlarda İptal Edilebilir?

Vasiyetname iptali için ehliyetsizlik, yanılma-hile-tehdit, şekil şartı eksikleri ve hukuka/ahlaka aykırı koşullar; süre, yetkili mahkeme ve delil ipuçları.

Vasiyetnamenin iptali, mirasbırakanın son iradesini yansıtmayan veya kanunun aradığı kurallara uygun kurulmamış bir vasiyetin mahkeme kararıyla geçersiz saydırılmasıdır. Türk Medeni Kanunu’nda sebepler sınırlıdır: vasiyetçinin ehliyetsiz olması, irade sakatlığı (yanılma, aldatma, korkutma), hukuka ya da ahlaka aykırı koşul ve yüklemeler, ayrıca şekil şartı ihlalleri. Uygulamada en çok vasiyet tarihindeki sağlık durumu, baskı iddiaları ve tanık veya noter işlemlerindeki usul hataları tartışılır; hak düşürücü süre kaçırılırsa iddia çok zorlaşır. Çoğu uyuşmazlıkta asıl kritik nokta, iptal yerine tenkis yolunun daha doğru olup olmadığını ayırmaktır.

Vasiyetnamenin iptali davası nedir, hangi hükümlere dayanır?

TMK 557’de sayılı iptal sebeplerinin sınırlı olması

Vasiyetnamenin iptali davası, mirasbırakanın yaptığı vasiyetnamenin mahkeme kararıyla geçersiz hale getirilmesini amaçlayan davadır. Bu dava, “vasiyet beğenilmedi” diye değil, kanunun saydığı belirli sakatlıklar varsa gündeme gelir.

Türk Medeni Kanunu’nda iptal sebepleri sınırlı sayılmıştır. Esas dayanak TMK m. 557’dir. Bu maddede özetle; vasiyetçinin tasarruf ehliyeti bulunmaması (ayırt etme gücü gibi), iradesinin sakatlanması (yanılma, aldatma, korkutma, zorlama), hukuka veya ahlaka aykırı şart ve yüklemeler, ayrıca şekil şartlarına uyulmaması gibi hallere dayanılabileceği kabul edilir.

Bu sınırlılık pratikte şunu ifade eder: Uyuşmazlıkta “adil değil” düşüncesi tek başına iptal sebebi olmaz. Eğer sorun saklı payların zedelenmesi ise, çoğu dosyada iptal değil tenkis tartışması öne çıkar.

İptal davası ile yokluk ve kesin hükümsüzlük ayrımı

İptal, geçerli gibi görünen bir vasiyetin, kanunda sayılan sebeplerle mahkeme kararıyla ortadan kaldırılmasıdır. Buna karşılık “yokluk” ve “kesin hükümsüzlük” daha ağır sakatlıklara işaret eder.

  • Yokluk: Hukuki işlemin kurucu unsuru hiç oluşmamıştır. Örneğin ortada vasiyet iradesi sayılabilecek bir beyan yoksa, “iptal” değil yokluk tartışması doğabilir.
  • Kesin hükümsüzlük (butlan): İşlem, kanunun emredici düzenine aykırılık gibi nedenlerle baştan itibaren geçersiz kabul edilir.

Miras hukukunda bu ayrım, doğru dava türünü seçmek, delil stratejisini kurmak ve süreleri kaçırmamak açısından önemlidir. İptal davasında davayı kimin açabileceği ve hangi sürelerin uygulanacağı ise TMK m. 558 ve m. 559 çerçevesinde değerlendirilir.

İptal sebebi olarak ehliyetsizlik: vasiyetçi ayırt etme gücü yoksa

Yaş küçüklüğü ve ayırt etme gücü sorunları

Vasiyetnamenin iptalinde en sık ileri sürülen nedenlerden biri ehliyetsizlik, yani vasiyetçinin vasiyetnameyi yaptığı anda ayırt etme gücüne sahip olmamasıdır. Ayırt etme gücü; kişinin yaptığı işlemin anlam ve sonuçlarını kavrayabilmesi ve iradesini bu kavrayışa uygun şekilde yönlendirebilmesidir.

Vasiyetname düzenleyebilmek için kural olarak 15 yaşını doldurmuş olmak ve ayırt etme gücüne sahip bulunmak gerekir. 15 yaşın altında yapılan vasiyetname, sonradan 15 yaş dolsa bile kendiliğinden “düzelmiş” sayılmaz. Burada kritik tarih, vasiyetnamenin düzenlendiği tarihtir.

Uygulamada yaş küçüklüğünden çok, özellikle ergin kişilerde “ayırt etme gücü var mıydı” tartışması öne çıkar. Çünkü ayırt etme gücü, sadece yaşla değil; sağlık durumu, zihinsel yeterlilik ve geçici etkilerle de kaybolabilir.

Hastalık, demans ve ilaç etkisi iddiaları

Demans, Alzheimer, ağır depresyon, psikoz tabloları, beyin tümörü, inme sonrası bilişsel bozulma gibi durumlarda ayırt etme gücü iddiası somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir. Her “teşhis” otomatik olarak ehliyetsizlik anlamına gelmez. Aynı şekilde ileri yaş da tek başına yeterli değildir.

Geçici durumlar da önemlidir. Yoğun sedatif ilaç kullanımı, ameliyat sonrası dönem, yoğun bakım süreci, ağır ağrı kesiciler, alkol veya madde etkisi gibi hallerde vasiyet anındaki bilinç ve muhakeme gücü tartışma konusu olabilir. Mahkemeler genellikle “hastalık vardı” tespitinden çok, vasiyet anında iradenin sağlıklı kurulup kurulmadığına bakar.

Ehliyet iddiasında ispatta öne çıkan deliller

Ehliyetsizlik iddiasında ispat yükü kural olarak iptal isteyen taraftadır. Dosyanın yönünü çoğu kez deliller belirler:

  • Tıbbi belgeler: Epikrizler, muayene notları, ilaç listeleri, MR/BT sonuçları, psikiyatri ve nöroloji kayıtları, bakım evi kayıtları.
  • Bilirkişi ve kurum raporları: Vasiyet tarihine en yakın sağlık verileri üzerinden, ayırt etme gücüne ilişkin değerlendirme.
  • Tanık anlatımları: Vasiyet günündeki konuşma, hafıza, yönelim, bağımsız karar verebilme hali. Tanıkların “somut gözlem” anlatması çok önemlidir.
  • Noterlik işlem kayıtları ve belgeler: Resmi vasiyetnamede düzenleme sürecine dair tutanaklar, kimlik tespiti, beyanın alınış şekli.
  • Yazı ve imza incelemesi: El yazılı vasiyetnamede metnin vasiyetçiye ait olup olmadığı ve imza gibi teknik hususlar, ehliyet tartışmasını dolaylı destekleyebilir.

Bu tür dosyalarda en sık yapılan hata, genel sağlık şikayetlerini anlatıp vasiyet tarihine yakın somut tıbbi kaydı sunamamaktır. Ehliyet incelemesi, her zaman düzenleme anına odaklanmalıdır.

İrade sakatlığı nedeniyle iptal: hata, hile, korkutma, zorlama

Aldatma veya baskı altında düzenlenen vasiyetname

Vasiyetçi ayırt etme gücüne sahip olsa bile, vasiyet özgür iradeyle yapılmadıysa iptal gündeme gelebilir. Uygulamada bu başlık, çoğunlukla “yakını tarafından yönlendirildi”, “bakım karşılığı imza attırıldı”, “yalnız bırakılmadı”, “tehdit edildi” gibi iddialarla karşımıza çıkar.

Hile (aldatma); vasiyetçinin gerçeğe aykırı bilgiyle veya gerçeğin saklanmasıyla yanıltılarak vasiyet yapmaya sevk edilmesidir. Örneğin mirasçıların birine “diğerleri seni tamamen terk etti” denilmesi, sahte borç senedi gösterilmesi, bir kişinin ağır bir suç işlediği yalanının dolaştırılması gibi durumlar, olayın ispatına göre hile kapsamında tartışılabilir.

Korkutma (tehdit) ve zorlama ise vasiyetçinin ciddi ve yakın bir tehlike endişesiyle iradesinin baskılanmasıdır. Tehdit her zaman fiziki olmayabilir. “Evi terk ederim”, “bakımını bırakırım”, “torunlarını göstermem” gibi söylemler, somut olayda vasiyetçiyi iradesiz bırakacak ağırlıktaysa değerlendirmeye konu olabilir. Burada kritik nokta, vasiyetçinin gerçekten seçeneksiz kalıp kalmadığıdır.

Yanılma ve yanlış bilgilendirmeye dayalı tasarruflar

Hata (yanılma), vasiyetçinin bir olguyu veya kişiyi yanlış bilerek tasarrufta bulunmasıdır. En tipik örnekler; mirasçının kimliği konusunda yanılma, bir malın kendisine ait olduğunu sanma, bir kişinin hayatta olduğunu zannetme, aile içi ilişkiler hakkında yanlış bilgiyle karar verme şeklinde görülür.

Yanılma iddialarında mahkeme genellikle şu soruya odaklanır: “Vasiyetçi gerçeği bilseydi aynı vasiyeti yapar mıydı?” Yanılma, vasiyetçinin iradesinin temelini sarsacak nitelikte değilse iptal her zaman mümkün olmayabilir. Bu yüzden iddianın “küçük bir yanlış anlaşılma” düzeyinde kalmaması, vasiyetin kurulmasında belirleyici olduğunun somutlaştırılması gerekir.

İrade sakatlığında tanık ve mesaj kayıtlarının önemi

İrade sakatlığı çoğu zaman kapalı kapılar ardında yaşandığı için delil yönetimi belirleyicidir. Bu tür davalarda sık kullanılan deliller şunlardır:

  • Tanık beyanları: Vasiyet öncesi ve sonrası baskı, yönlendirme, izolasyon, ziyaret engelleme gibi olguların somut anlatımı. “Bana göre etki altındaydı” gibi yorumdan çok, görülen ve duyulan olaylar önem taşır.
  • Mesaj ve arama kayıtları: WhatsApp yazışmaları, SMS, e-posta, sosyal medya mesajları, arama listeleri. Tehdit, manipülasyon, “vasiyete götürme” organizasyonu, diğer mirasçıları uzak tutma gibi içerikler iddiayı güçlendirebilir.
  • Kamera görüntüleri ve konum verileri: Bakım evinde veya hastanede ziyaret kısıtlaması, vasiyet günü kimlerin yanında olduğu gibi hususlarda destekleyici olabilir.
  • Noterlik sürecine ilişkin veriler: Resmi vasiyetnamede düzenleme anında vasiyetçinin yalnız konuşup konuşamadığı, beyanın serbestçe alınıp alınmadığı tartışılabilir.

Pratikte en güçlü dosyalar, vasiyet gününe yakın dönemi gösteren tutarlı bir delil zinciri kurabilen dosyalardır. Tek bir tanığın soyut anlatımı yerine, tanık beyanlarının mesaj kayıtları ve somut olgularla desteklenmesi çoğu kez sonucu etkiler.

Hukuka ve ahlaka aykırılık ile emredici kurallara aykırılık halleri

Suç işlemeye veya gayri ahlaki amaca yönelten şartlar

Vasiyetname sadece “kime ne bırakıldığı” ile değil, bazen bu kazandırmanın hangi koşula bağlandığı veya hangi yükümlülükle verildiğiyle de tartışma konusu olur. Türk Medeni Kanunu’nda iptal sebepleri arasında, tasarrufun içeriğinin ya da bağlandığı koşul ve yüklemelerin hukuka veya ahlaka aykırı olması da yer alır.

Burada tipik örnek, bir miras bırakmanın “ancak şu suçu işlersen”, “şu kişiye zarar verirsen”, “sahte belge düzenlersen” gibi hukuka aykırı bir sonuca bağlanmasıdır. Benzer şekilde; insan onurunu zedeleyen, kişiyi aşağılayan, aile içi şiddeti teşvik eden veya kişiyi açıkça istismara sürükleyen şartlar da “genel ahlaka aykırılık” kapsamında değerlendirilebilir.

Önemli bir pratik ayrım şudur: Her huzursuz edici şart otomatik iptal sebebi olmaz. Mahkeme, şartın gerçekten hukuka/ahlaka aykırı olup olmadığını ve vasiyetçinin iradesinde bu şartın belirleyici bir rol oynayıp oynamadığını somut olaya göre inceler. Bazı dosyalarda tartışma, vasiyetnamenin tamamı yerine sadece ilgili koşul veya kazandırma yönünden yoğunlaşır.

Kanunun emredici hükümlerine aykırı tasarruflar

Vasiyetname, geniş bir tasarruf serbestisi tanır; ancak bu serbesti emredici kurallara ve kamu düzenine çarptığında sınırına ulaşır. Özellikle kişilik haklarını hedef alan, kişinin temel özgürlüklerini ortadan kaldırmaya veya hukuken geçerli olmayan bir sonuca zorlamaya yönelik düzenlemeler risklidir.

Uygulamada “emredici kurala aykırılık” değerlendirmesi yapılırken şu noktalar öne çıkar:

  • Şart veya yüklemenin hukuken imkansız bir edimi zorunlu kılması,
  • Kişinin evlenme, boşanma, din değiştirme gibi alanlarda özgür iradesini fiilen ortadan kaldıracak ölçüde baskı kurması,
  • Tasarrufun, hukuk düzeninin koruduğu temel değerlere açıkça aykırı bir amaç taşıması.

Bu tür iddialarda dava stratejisi, “iptal” ile “tenkis” ayrımını doğru kurmakla başlar. Çünkü her hukuka aykırılık görünümü iptal sonucuna götürmez; bazen sorun, iptal değil başka bir miras hukuku mekanizmasıyla çözülür.

Vasiyetnamenin şekil şartlarına aykırılık: resmi, el yazılı, sözlü vasiyet

Resmi vasiyetnamede memur ve tanık şartları

Resmi vasiyetname, şekil güvenliği en yüksek vasiyet türüdür. Ancak küçük bir usul hatası bile iptal riskini doğurabilir. Kanuna göre resmi vasiyetname, resmi memur tarafından ve iki tanığın katılımıyla düzenlenir. Resmi memur; sulh hakimi, noter veya kanunla yetkilendirilmiş başka bir görevli olabilir.

Standart usulde vasiyetçi arzularını memura bildirir. Memur metni yazar veya yazdırır. Vasiyetçi metni okur ve imzalar. Memur da tarih koyup imzalar. Hemen ardından vasiyetçi, memurun huzurunda iki tanığa, metni okuduğunu ve bunun son arzuları olduğunu beyan eder. Tanıklar da hem bu beyanın kendi önlerinde yapıldığını hem de vasiyetçiyi tasarrufa ehil gördüklerini yazarak veya yazdırarak imzalar. İçeriğin tanıklara anlatılması şart değildir.

Vasiyetçi okuyamıyor veya imzalayamıyorsa, farklı bir usul uygulanır. Bu durumda memur metni iki tanığın önünde vasiyetçiye okur; vasiyetçi de metnin son arzularını içerdiğini beyan eder. Tanıklar bu sürecin usulüne uygun yürüdüğünü ayrıca yazar.

Ayrıca bazı kişiler tanık veya memur olarak sürece katılamaz. Okur yazar olmayanlar, fiil ehliyeti olmayanlar, kamu hizmetinden yasaklılar ve vasiyetçinin yakın belirli akrabaları gibi kişiler bu kapsamdadır. Bu yasaklara aykırılık, uygulamada sık görülen bir iptal sebebidir.

El yazılı vasiyetnamede tarih, imza ve metnin tamamı

El yazılı vasiyetnamede şekil şartı daha nettir: Metin başından sonuna kadar mirasbırakanın kendi el yazısıyla yazılmalı, yıl-ay-gün gösteren bir tarih bulunmalı ve imza atılmalıdır. “Bilgisayarda yazıp imzalama”, “başkası yazsın ben imzalayayım” gibi çözümler genellikle şekil şartını karşılamaz.

Tarih unsuru sadece “yıl” olarak değil, gün ve ayı da gösterecek şekilde olmalıdır. Çünkü birden fazla vasiyetname varsa hangisinin sonraki olduğu, ehliyet tartışması varsa hangi tarihin esas alınacağı gibi konular doğrudan tarihe bağlanır. El yazılı vasiyetnamenin notere veya mahkemeye teslimi mümkün olsa da, teslim edilmemiş olması tek başına her zaman geçersizlik anlamına gelmez; asıl mesele, yazım-tarih-imza şartlarının tamamlanmasıdır.

Sözlü vasiyetnamede olağanüstü hal ve belgelendirme

Sözlü vasiyet, istisnai bir yoldur. Ancak olağanüstü durumlarda ve resmi veya el yazılı vasiyetname yapma imkanı fiilen yoksa gündeme gelir. Yakın ölüm tehlikesi, ulaşımın kesilmesi, savaş, ağır hastalık gibi haller bu kapsamda değerlendirilir.

Süreç iki aşamalıdır: Vasiyetçi son arzularını iki tanığa anlatır ve onlardan bunu yazmalarını veya yazdırmalarını ister. Tanıklar son arzuları yer, yıl, ay ve gün belirterek hemen yazar ve birlikte imzalar. Ardından vakit geçirmeksizin mahkemeye başvurup hem belgeyi sunar hem de vasiyetçinin ehil göründüğünü ve olağanüstü durum içinde bu beyanı aldıklarını hakime bildirirler. Ayrıca olağanüstü hal ortadan kalkıp başka şekilde vasiyet yapma olanağı doğarsa, sözlü vasiyet belirli bir süre sonra hükümden düşebilir. Bu nedenle sözlü vasiyet dosyalarında “o an gerçekten başka yol var mıydı” sorusu her zaman merkezde olur.

Şekil eksikliğinde tipik iptal örnekleri

Şekil şartlarına aykırılık iddiası, çoğu zaman somut ve teknik noktalara dayanır. Uygulamada sık görülen örnekler şunlardır:

  • Resmi vasiyetnamede iki tanığın bulunmaması veya tanıkların vasiyet anında fiilen hazır olmaması.
  • Tanıklardan birinin yasaklı kişilerden olması (yakın akrabalık, okur yazarlık şartı gibi).
  • Vasiyetçinin okuyup imzalayabildiği halde “okuyamadı” prosedürü uygulanması veya tersi.
  • El yazılı vasiyetnamede metnin bir kısmının başkası tarafından yazılması, metnin tamamen el yazısı olmaması.
  • El yazılı vasiyetnamede tarihin eksik olması (gün veya ayın yazılmaması) ya da imzanın hiç bulunmaması.
  • Sözlü vasiyette olağanüstü halin ikna edici şekilde ortaya konulamaması veya tanıkların belgelendirme ve mahkemeye başvuru yükümlülüklerini usulüne uygun yerine getirmemesi.

İptal davasında süreler, başlangıç anı ve mirasçılık ilişkisi

Hak düşürücü süreler ve öğrenme tarihinin etkisi (TMK 559)

Vasiyetnamenin iptali davasında süreler hak düşürücü niteliktedir. Yani süre geçince dava hakkı düşer ve hâkim bu konuyu taraflar söylemese bile kendiliğinden dikkate alır. TMK 559’a göre üç kademeli bir sistem vardır:

  • Davacı; vasiyetnameyi, iptal sebebini ve kendinin hak sahibi olduğunu öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl içinde dava açmalıdır.
  • Her hâlde vasiyetnamelerde, vasiyetnamenin açılma tarihinden başlayarak iyi niyetli davalıya karşı 10 yıl geçmekle dava hakkı düşer.
  • Davalı iyi niyetli değilse, bu üst süre 20 yıl olarak uygulanır.

“Öğrenme” sadece vasiyetnamenin varlığını duymak değildir. İçeriğin ne olduğu, hangi iptal sebebine dayanılacağı ve davacının bundan nasıl etkilendiği birlikte değerlendirilir. Bu nedenle dosyalarda en kritik tartışmalardan biri, “öğrenme tarihinin” hangi somut gün olduğudur.

Vasiyetnamenin açılması ve tebliğ ile sürenin başlaması

Uygulamada süre başlangıcı çoğu kez vasiyetnamenin sulh hukuk mahkemesinde açılması, ilgililere okunması ve/veya tebliğ edilmesi aşamalarıyla bağlantılıdır. Tebligatın usulsüz olması, öğrenme tarihinin ileri alınmasına ve süre hesabının değişmesine yol açabilir.

Özellikle resmi tebligatla vasiyetname içeriğini ilk kez öğrenen mirasçılar bakımından 1 yıllık sürenin başlangıcı, çoğu zaman tebliğ evrakı ve dosya kayıtları üzerinden ispatlanır.

Süre geçse de def’i olarak ileri sürülebilecek haller

TMK 559’da ayrıca önemli bir güvence vardır: Hükümsüzlük, def’i yoluyla her zaman ileri sürülebilir. Bu, süreler geçmiş olsa bile, örneğin vasiyet lehtarı vasiyetin tenfizi veya mirasın devri için bir talep/dava ile geldiğinde; mirasçının savunma olarak “bu vasiyetname iptal sebepleriyle sakattır” iddiasını mahkeme önünde gündeme getirebilmesi anlamına gelir.

Ancak def’i, her zaman “aktif olarak iptal davası açma” ile aynı sonuçları doğurmaz. Bu yüzden süreler dolmadan, doğru dava türü ve doğru taraflarla hareket etmek çoğu dosyada belirleyicidir.

Kimler dava açabilir, kime karşı açılır, hangi mahkeme yetkilidir?

Davacı sıfatı ve hukuki yarar (TMK 558)

Vasiyetnamenin iptali davasını, vasiyetnamenin geçersiz sayılmasında hukuki yararı bulunan kişiler açabilir. TMK 558’in mantığı şudur: İptal kararı verilirse, davacı ya doğrudan mirastan pay alacak ya da payı artacaktır. Bu nedenle davacı çoğu kez yasal mirasçı (çocuk, eş, anne-baba gibi) olur. Bazen de önceki tarihli bir vasiyetnamenin lehtarı, sonraki vasiyetname yüzünden hakkı ortadan kalktığı için iptal davası açabilir.

Sırf aile içi husumet, “adil değil” düşüncesi veya mirasbırakana kırgınlık, dava açmak için yeterli değildir. Mahkeme, davacının gerçekten bir kayba uğrayıp uğramadığını ve iptal halinde ne elde edeceğini somut olarak inceler.

Davalılar: lehtarlar ve mirasçılar

İptal davası kural olarak, vasiyetnameyle menfaat elde eden kişilere karşı açılır. Bu kişiler; belirli mal vasiyeti lehtarı, mirasçı atanan kişi ya da vasiyetnameyle bir hak kazanan herhangi bir üçüncü kişi olabilir.

Uygulamada davalı tarafın doğru kurulması önemlidir. Çünkü iptal kararı, davalıların kazanımını etkileyeceğinden; tüm ilgili lehtarlara yöneltilmeyen dava, usulden sorun çıkarabilir veya kararın etkisi eksik kalabilir. Bazı durumlarda, vasiyetnameyle yararlanan birden fazla kişi varsa hepsinin davada yer alması gerekir. Ayrıca iptal sonrası paylaşım dengesi değişeceği için, belirli hallerde diğer mirasçıların da davaya dahil edilmesi gündeme gelebilir.

Görevli ve yetkili mahkeme, dava sonuçları ve kısmi iptal

Vasiyetnamenin iptali davalarında görevli mahkeme kural olarak asliye hukuk mahkemesidir. Yetki bakımından ise genellikle mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesi esas alınır. Dosyanın başında görev ve yetki doğru tespit edilmezse, zaman kaybı ve süre riski doğabilir.

Davanın sonunda mahkeme, iptal sebebini haklı bulursa vasiyetnameyi tamamen veya kısmen iptal edebilir. Kısmi iptal özellikle şu hallerde önem kazanır:

  • Sakatlık, vasiyetnamenin sadece belirli bir maddesine veya belirli bir kazandırmaya ilişkinse,
  • Hukuka/ahlaka aykırı şart sadece bir bölümü etkiliyorsa,
  • Şekil veya irade sakatlığı, tüm metne yayılmıyor ve ayrılabilir nitelikteyse.

İptal kararıyla birlikte, iptal edilen kısım hiç yapılmamış gibi değerlendirilir ve miras, geçerli kalan tasarruflara veya yasal miras hükümlerine göre şekillenir.

İptal davası ile tenkis davası arasındaki farklar

İptal davası ile tenkis davası pratikte çok karıştırılır. Aralarındaki temel fark şudur:

  • İptal davası, vasiyetnamenin hukuken sakat olduğunu ileri sürer. Ehliyetsizlik, irade sakatlığı, şekil eksikliği gibi nedenlerle tasarrufun geçersizliği hedeflenir.
  • Tenkis davası ise vasiyetname (veya bağışlama) geçerli olsa bile, saklı payın ihlal edildiği ölçüde kazandırmanın azaltılmasını amaçlar.

Basit bir ölçü: “Vasiyetname usulen ve irade olarak sağlam ama payım azaldı” diyorsanız tenkis; “Vasiyet o gün sağlıklı iradeyle yapılmadı” veya “şekli bozuk” diyorsanız iptal gündeme gelir. Doğru dava türünü seçmek, hem sürelere hem de ispat yüküne doğrudan etki eder. Bu nedenle vasiyetnamenin düzenlenme koşulları ile mirasın hesaplaması birlikte değerlendirilmelidir.