Makaleler

Vade Farkı Faturası Bedeli Hangi Durumlarda Talep Edilebilir?

Vade farkı faturası düzenlenmesi, faturada yazılı tutarın karşı taraftan mutlaka tahsil edilebileceği anlamına gelmez. Ticari ilişkide vade farkı istenebilmesi için taraflar arasındaki yazılı anlaşma veya bu yönde oluşmuş yerleşik uygulama incelenmelidir. Ödemenin gecikmesi ve faturaya itiraz edilmemesi, tek başına her durumda vade farkı alacağı doğurmaz.

Özellikle sürekli mal veya hizmet alışverişi yapan işletmeler arasında, satış bedeli ödendikten sonra dahi vade farkı faturaları nedeniyle uyuşmazlık çıkabilir. Böyle bir durumda faturanın tutarından önce, talebin hangi sözleşme hükmüne veya önceki uygulamaya dayandığının belirlenmesi gerekir.

Ödeme vadesinin kararlaştırılması vade farkı için yeterli midir?

Ödeme vadesi ile vade farkı ödeme yükümlülüğü farklıdır. Sözleşmede bedelin örneğin 90 gün içinde ödeneceğinin belirtilmesi, bu süre aşılırsa ayrıca vade farkı uygulanacağının da kabul edildiği anlamına gelmez.

Vade farkı talebinde; hangi gecikmenin bu bedeli doğuracağı, hesabın hangi tutar üzerinden yapılacağı ve uygulanacak oran veya hesap yöntemi önem taşır. Sözleşmedeki ödeme planı ile vade farkına ilişkin düzenleme ayrı ayrı incelenmelidir.

Tarafların sonradan ödeme protokolü imzalaması da bu ayrımı ortadan kaldırmaz. Protokolde yeni vadeler belirlenmiş olması, tek başına önceki veya sonraki dönem için vade farkı üzerinde anlaşıldığını göstermez. Protokolün eski borçlara ve ek taleplere etkisi, metnin bütünü üzerinden değerlendirilmelidir.

Yazılı sözleşme varsa vade farkı nasıl talep edilir?

Tarafların vade farkı uygulanacağını yazılı olarak kararlaştırması, talebin hukuki dayanağını oluşturabilir. Ancak sözleşmede bir hüküm bulunması, düzenlenen faturanın bütün hesap kalemlerini kendiliğinden doğru hâle getirmez.

Vade farkının hangi borca uygulandığı, vadenin başlangıcı, ödeme tarihleri, kısmi tahsilatlar ve sözleşmedeki oran birlikte kontrol edilmelidir. Ödenmiş tutarlar üzerinden sonraki dönem için hesap yapılması veya sözleşmede kabul edilenden farklı bir oran kullanılması, ayrıca uyuşmazlık yaratabilir.

Bu nedenle sözleşme hükmü ile fatura hesabı arasında açık ve denetlenebilir bir bağlantı kurulmalıdır.

Yazılı anlaşma bulunmadan vade farkı istenebilir mi?

Yazılı bir vade farkı hükmü bulunmasa da taraflar arasında bu yönde oluşmuş bir uygulama, talebin dayanağı olabilir. Burada yalnızca sektördeki genel alışkanlıktan değil, tarafların kendi ticari ilişkilerindeki ödeme davranışlarından söz edilir.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 27.06.2003 tarih, 2001/1 Esas, 2003/1 karar sayılı kararına göre vade farkı istenebilmesi için yazılı sözleşme veya bu doğrultuda oluşmuş teamül aranmıştır. Kararda, teamülün kabulü bakımından en az iki veya daha fazla vade farkı faturasının karşı tarafça itirazsız ödenmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Yargıtay yerleşik uygulaması da bu yönde şekillenmiştir.

Bununla birlikte yalnızca iki fatura düzenlenmiş olması yeterli değildir. Faturaların gerçekten ödenip ödenmediği, ödemelerin bu faturalara ait olup olmadığı ve itiraz veya çekince bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.

İki vade farkı faturası kesilmesi teamül oluşturur mu?

Fatura düzenlemek ile faturanın karşı tarafça itirazsız ödenmesi aynı şey değildir. Vade farkı talep eden işletmenin kendi kayıtlarında birden fazla fatura bulunması, tek başına yerleşik uygulamanın oluştuğunu göstermez.

Nitekim yukarıda yer verilen Hukuk Genel Kurulu kararında, yalnızca davacının defterleri üzerinden yapılan inceleme yeterli görülmemiş; karşı tarafın defterleri ve diğer deliller de değerlendirilerek teamülün araştırılması gerektiği kabul edilmiştir.

Bu nedenle önceki faturalarla banka ödemeleri, cari hesap hareketleri ve tarafların açıklamaları arasında bağlantı kurulmalıdır. Sonraki bir faturaya itiraz edilmesi hâlinde de önceki uygulamanın varlığı ve kapsamı ayrıca incelenir.

Vade farkı kaydı bulunan faturaya sekiz gün içinde itiraz edilmezse ne olur?

Faturaya süresinde itiraz edilmemesi, daha önce kararlaştırılmamış bir vade farkı yükümlülüğünü tek başına yaratmaz.

Yargıtay'ın 27.06.2003 tarihli, 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı içtihadı birleştirme kararında, yazılı olmayan ancak geçerli bir sözleşme ilişkisinde faturaya eklenen vade farkı kaydına sekiz gün içinde itiraz edilmemesinin, vade farkının kabul edildiği ve istenebileceği anlamına gelmeyeceği açıklanmıştır. Kararın gerekçesinde; "Sonuç olarak, faturanın sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olduğu için TTK.nun 23/2. maddesine göre süresinde itiraz olunmamak suretiyle kabul edildiği varsayılan fatura içeriği ancak sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak faturada yer alması olağan sayılan satılan malın cinsi, veya yapılan işin adedi, türü bedeli gibi hususlara ilişkin olabilir. Faturadaki gecikme halinde vade farkı alınacağına ilişkin kayda itiraz edilmemesi, faturada yer almakla birlikte taraflar arasındaki sözleşmede düzenlenmemiş bir hususa ilişkin kaydın da kabul edildiği anlamına gelmez. Vade farkı kaydının faturanın zorunlu içeriğinden olmayıp, yasal sürede itiraz edilmedi diye kabul edilmesinin ağır bir sonuç doğuracağı; faturadaki vade farkı uygulanır ibaresinin yazılması halinde TTK.nun 23/1.maddesindeki karinenin uygulama alam bulmayacağı, zira fatura sözleşme olmadığı gibi, faturaya itiraz edilmemesinin de ona sözleşme niteliği vermeyeceği kabul edilmiştir" şeklinde belirtilmiştir.

Bu nedenle faturanın altına “geciken ödemelere vade farkı uygulanır” yazılmasıyla tarafların bu konuda anlaşması birbirinden ayrılmalıdır. Türk Ticaret Kanunu’nun 21/2. maddesindeki faturaya itiraz düzenlemesi, temel sözleşme ilişkisinin ve vade farkı anlaşmasının incelenmesi ihtiyacını ortadan kaldırmaz.

Buna karşılık bu ilke, faturaya yönelik itirazların önemsiz olduğu anlamına gelmez. Mevcut anlaşma, önceki ödemeler ve faturanın içeriği somut olayda birlikte değerlendirilir.

Kısmi ödeme vade farkının kabul edildiğini gösterir mi?

Kısmi ödemenin anlamı, hangi borca ilişkin yapıldığı belirlenerek değerlendirilmelidir. Devam eden ticari ilişkideki her ödeme, vade farkı faturasının kabulü olarak yorumlanamaz.

Ödemenin asıl mal veya hizmet bedeline mi, belirli bir vade farkı faturasına mı, yoksa başka bir borca mı ait olduğu araştırılmalıdır. Dekont açıklaması, ödeme talimatı, yazışmalar ve mahsup kayıtları bu ayrımda önem taşır.

Ödenen tutarın vade farkı faturalarının toplamını karşılamaması da ayrıca değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Kısmi ödemenin varlığından hareketle bütün faturaların çekincesiz kabul edildiği sonucuna doğrudan varılmamalıdır.

Vade farkı istenemiyorsa gecikme nedeniyle hiçbir alacak doğmaz mı?

Vade farkı ile temerrüt faizi aynı hukuki talep değildir. Vade farkının sözleşme veya yerleşik uygulama yönünden dayanağının bulunmaması, koşulları oluşmuş temerrüt faizi talebini kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Bu ayrım, talebin hukuki niteliği ve hesap yöntemi bakımından önemlidir. Bir faturaya “vade farkı” başlığı yazılmış olması, içeriğindeki her bedelin aynı hukuki kurala tabi olacağı anlamına gelmez. Asıl borcun niteliği, ödeme düzeni ve gecikmeye ilişkin hükümler birlikte incelenmelidir.

Vade farkı uyuşmazlığında hangi belgeler belirleyicidir?

Sözleşmeler, ticari defter kayıtları, vergi dairesine yapılan bildirimler, ödeme protokolleri, önceki vade farkı faturaları, banka dekontları, cari hesap kayıtları ve tarafların yazışmaları birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle önceki ödemelerin hangi faturalara ait olduğu ve itirazsız yapılıp yapılmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır.

Vade farkı alacağında çoğu zaman belirleyici mesele yalnızca gecikmenin kaç gün sürdüğü değildir. Tarafların böyle bir bedeli hangi koşullarda kabul ettiği ve talep edilen tutarın bu kabulün sınırları içinde kalıp kalmadığıdır. Hukuki dayanak ile ödeme kayıtlarının birlikte incelenmesi, hem davanın hem de savunmanın doğru kurulmasını sağlar.