Makaleler
Satıcının Ayıptan Sorumluluğu
Satıcının ayıptan sorumluluğu: TBK ve 6502’ye göre ayıplı malda onarım, değişim, bedel iadesi veya indirim hakları, ilk 6 ay ispat kuralı ve başvuru yolları.
ayıptan sorumluluk, satılan malın teslim anında vaat edilen nitelikleri taşımaması ya da kullanım değerini ciddi biçimde düşüren maddi, hukuki veya ekonomik eksikler içermesi halinde satıcının üstlendiği garanti benzeri yükümlülüktür. Uygulamada ilk ayrım açık ayıp ile gizli ayıptır; hangi hakkın korunacağı çoğu kez ayıbın ne zaman fark edildiğine ve satıcıya zamanında bildirim yapılıp yapılmadığına bağlıdır. Tüketici işlemlerinde 6502 sayılı Kanun, ticari veya adi satışlarda ise TBK ve bazı hallerde TTK devreye girer; iade, bedel indirimi, ücretsiz onarım veya ayıpsız misliyle değişim seçenekleri bu çerçevede değerlendirilir. En sık kayıp, ayıbı yazılı şekilde kayıt altına almadan servise bırakmak ve hak seçimini fark etmeden kilitlemektir.
Ayıp ve ayıba karşı tekeffül: TBK, TKHK ve TTK dayanakları
TBK genel rejimde satıcının sorumluluğunun kapsamı
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda satıcının ayıptan sorumluluğu, satım sözleşmesinin alıcı bakımından asıl amacını güvence altına alır: Satılan, sözleşmeye uygun nitelikte ve beklenen yararı sağlayacak durumda teslim edilmelidir. TBK m. 219’a göre satıcı; alıcıya herhangi bir şekilde bildirdiği (vaat ettiği) niteliklerin bulunmamasından sorumlu olduğu gibi, kullanım amacına göre değer ve faydayı ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıplardan da sorumludur. Bu sorumluluk için satıcının ayıbı bilmesi şart değildir.
TBK rejiminde “ayıba karşı tekeffül”, çoğu zaman teslimle birlikte gündeme gelen ve alıcının muayene ve ihbar yükümlülüğüyle yakından bağlantılı bir sorumluluktur. Satıcı ile alıcı, bazı hallerde sorumluluğu kaldıran veya sınırlayan hükümler kararlaştırabilir; ancak özellikle satıcının ağır kusuru veya ayıbı gizlemesi gibi durumlarda bu tür kayıtların geçerliliği ciddi biçimde tartışmalı hale gelir.
TKHK kapsamında ayıplı mal ve hizmet yaklaşımı
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, tüketici işlemlerinde daha koruyucu bir çerçeve kurar. TKHK’da ayıplı mal; teslim anında taraflarca kararlaştırılan örnek veya modele uygun olmayan, objektif olarak beklenen faydayı sağlamayan ya da tanıtımında/etiketinde/teknik düzenlemesinde yer alan nitelikleri taşımayan mal olarak ele alınır. Benzer mantık ayıplı hizmet bakımından da geçerlidir: Hizmetin sözleşmeye uygun ifa edilmemesi ayıp sayılabilir.
Tüketici yönünden en kritik fark, ayıp ortaya çıktığında kullanılabilecek seçimlik hakların (örneğin bedel iadesi, bedelden indirim, ücretsiz onarım, ayıpsız misliyle değişim) ve ispat kurallarının TKHK’da özel olarak düzenlenmiş olmasıdır. Özellikle teslimden sonra kısa süre içinde ortaya çıkan ayıplarda, ispat yükünün kural olarak satıcı aleyhine çalışması, uygulamada uyuşmazlıkların seyrini doğrudan etkiler.
Ticari satışlarda TTK bağlantısı ve uygulama farkları
Tarafların tacir olduğu ve işlemin ticari nitelik taşıdığı satışlarda, TBK hükümleri temel çerçeveyi korumakla birlikte Türk Ticaret Kanunu’nun muayene ve ihbara ilişkin yaklaşımı uygulamada belirleyici olur. Ticari hayatta “hız ve güven” esastır. Bu nedenle alıcının malı teslim alır almaz kontrol etmesi ve ayıbı gecikmeden bildirmesi beklenir; aksi halde malın ayıplı haliyle kabul edildiği yönünde sonuçlar doğabilir.
Tacirler arasında ayıp iddiasının başarısı çoğu zaman şu pratik unsurlara dayanır: teslim tutanağı, irsaliye şerhleri, e-posta/yazılı bildirim kayıtları, servis raporları ve cari hesap düzeni. Bu yüzden ticari satışlarda, ayıp tespiti kadar belgelendirme ve zamanlama da davanın kaderini belirleyen unsurlardır.
Ayıp türleri: maddi, hukuki, ekonomik; açık ve gizli ayıp
Maddi ayıp ve kullanım amacına uygunluk
Maddi ayıp, satılan şeyde fiziksel veya teknik bir eksiklik bulunmasıdır. Malın kırık, çatlak, yırtık, bozuk, lekeli olması; parçalarının eksik çıkması; montajının hatalı yapılması; vaat edilen performansı vermemesi gibi haller bu kapsama girer. Maddi ayıpta temel ölçüt, malın kullanım amacına uygun olup olmadığıdır. Örneğin bir cihazın çalışması ama normal kullanımda sürekli kapanması, bir aracın hareket etmesi ama güvenli sürüşe elverişli olmaması, bir makinenin üretim bandında hedef kapasiteyi sürdürememesi maddi ayıp değerlendirmesine konu olabilir.
Burada ayıp, her zaman “tamamen kullanılamazlık” anlamına gelmez. Mal kullanılabiliyor olsa bile, değerini veya beklenen faydayı önemli ölçüde azaltan bir eksiklik maddi ayıp sayılabilir. Ayrıca satıcının ilan, katalog, broşür, sözlü beyan gibi yollarla bildirdiği niteliklerin bulunmaması da uygulamada sıkça maddi ayıp başlığı altında tartışılır.
Hukuki ayıp ve üçüncü kişi hakları
Hukuki ayıp, satılan malın kullanımının veya devrinin hukuk düzeni nedeniyle sınırlı olması ya da mal üzerinde alıcının serbestçe tasarruf etmesini engelleyen bir hakkın bulunmasıdır. En tipik örnekler; rehin, haciz, intifa gibi üçüncü kişi hakları, mülkiyetin geçişini veya kullanımı etkileyen idari kısıtlamalar ve malın hukuken el konulmasına yol açabilecek durumlar olarak görülebilir.
Hukuki ayıpta kritik nokta şudur: Alıcı malı fiilen teslim almış olsa bile, mal üzerinde beklenen şekilde tasarruf edemiyorsa, ayıp sadece “evrak sorunu” olarak kalmaz; ayıba karşı tekeffül hükümleri çerçevesinde satıcının sorumluluğunu doğurabilir. Satıcının bu ayıbı bilmemesi de çoğu durumda sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Açık ayıp ile gizli ayıp ayrımı
Ayıp türü kadar önemli bir diğer ayrım açık ayıp ve gizli ayıp ayrımıdır. Açık ayıp, olağan bir gözden geçirme ile teslim sırasında veya hemen sonrasında fark edilebilecek nitelikteki eksikliktir. Gizli ayıp ise teslim anında mevcut olmakla birlikte, normal kontrolle ortaya çıkmayan ve çoğu kez kullanım, zaman veya teknik inceleme ile anlaşılan ayıptır.
Bu ayrım, alıcının muayene ve ihbar külfetinin ne zaman başlayacağını doğrudan etkiler. Açık ayıpta alıcıdan hızlı hareket etmesi beklenirken, gizli ayıpta süre çoğunlukla ayıbın ortaya çıkmasıyla işlemeye başlar. Uygulamada yanlış yapılan en sık işlem, ayıbın “gizli” olduğu düşünülerek bildirim geciktirilmesi ve sonrasında hak kaybı riskinin doğmasıdır.
Satıcının ayıptan sorumlu tutulmasının şartları nelerdir?
Teslim anında ayıbın varlığı ve riskin geçişi
Satıcının ayıptan sorumluluğundan söz edebilmek için temel şart, ayıbın teslim anında mevcut olmasıdır. Ayıp hemen fark edilmeyebilir. Gizli ayıplarda sorun, haftalar veya aylar sonra ortaya çıkabilir. Yine de ayıbın kaynağı teslim anına dayanıyorsa satıcının sorumluluğu gündeme gelir.
Bu noktada “riskin geçişi” önemlidir. Teslimden sonra alıcının kullanımına, taşımaya veya dış etkilere bağlı olarak oluşan hasarlar kural olarak satıcının ayıp sorumluluğuna girmez. Uyuşmazlıklarda genellikle şu sorular belirleyici olur: Mal teslimde ayıplı mıydı, yoksa ayıp sonradan mı oluştu? Ayıp, normal kullanımda kaçınılmaz biçimde mi ortaya çıktı? Montaj, kurulum veya nakliye satıcı tarafından ya da satıcının sorumluluğunda mı yapıldı? Bu ayrım, özellikle elektronik ürün, makine, araç ve inşaat işlerinde kritik hale gelir.
Alıcının ayıbı bilmemesi veya bilmesinin beklenmemesi
TBK sisteminde satıcı, ayıbı bilsin veya bilmesin sorumlu olabilir. Ancak alıcı ayıbı bilerek malı satın almışsa, sonradan aynı ayıba dayanarak satıcının sorumluluğunu ileri sürmesi kural olarak mümkün değildir. Burada “bilme”, çoğu zaman yalnızca “duymuş olma” değildir; ayıbın niteliğini ve sonuçlarını anlayacak şekilde somut olarak fark etmiş olmayı ifade eder.
Öte yandan alıcının her detayı teknik olarak tespit etmesi beklenmez. Özellikle uzman incelemesi gerektiren, kullanım sürecinde ortaya çıkan veya olağan gözden geçirmeyle anlaşılmayan ayıplarda “alıcı biliyordu” savunması daha dar yorumlanır. Uygulamada bu tartışma, alıcının muayene ve ihbar külfetiyle birlikte değerlendirilir.
Sorumluluğu kaldıran veya sınırlayan anlaşmaların geçerliliği
Taraflar sözleşmeye “mevcut haliyle satılmıştır”, “garantisizdir”, “iade kabul edilmez” gibi kayıtlar koyabilir. Bu tür kayıtların etkisi, ilişkinin niteliğine göre değişir.
- TBK bakımından: Satıcının ayıptan sorumluluğunu kaldıran veya sınırlayan anlaşmalar her durumda otomatik olarak geçerli sayılmaz. Özellikle satıcı satılanı ayıplı devretmekte ağır kusurlu ise, sorumsuzluk veya sorumluluğu sınırlama anlaşmaları kesin hükümsüz kabul edilir.
- TKHK bakımından: Tüketici işlemlerinde satıcının kanuni sorumluluğunu ortadan kaldıran, tüketicinin seçimlik haklarını fiilen kullanılamaz hale getiren kayıtlar çoğu durumda geçersiz sayılır ve “ayıptan sorumluluk” rejimi uygulanmaya devam eder.
Bu nedenle sözleşmedeki bir-iki cümlelik sorumsuzluk kayıtlarının tek başına koruma sağlayacağı düşüncesi, hem satıcı hem alıcı açısından ciddi yanılgılara yol açabilir.
Muayene ve ihbar külfeti: ayıp ne zaman ve nasıl bildirilir?
TBK ve TTK’da gözden geçirme süresi mantığı
Ayıptan doğan hakların kullanılabilmesi, çoğu durumda alıcının muayene (gözden geçirme) ve ihbar (bildirim) külfetini zamanında yerine getirmesine bağlıdır. TBK m. 223’e göre alıcı, satılanı işlerin olağan akışına göre imkân bulur bulmaz gözden geçirmek ve satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse bunu uygun bir süre içinde satıcıya bildirmek zorundadır. Aksi halde, satılanı ayıplı haliyle kabul etmiş sayılma riski doğar.
Gizli ayıplarda mantık farklı işler: Olağan bir kontrolle ortaya çıkmayan ayıp sonradan anlaşılırsa, alıcı bu durumu gecikmeksizin satıcıya bildirmelidir. Burada “gecikmeksizin”, somut olaya göre değerlendirilir. Alıcının ayıbı netleştirmek için kısa bir teknik inceleme yaptırması çoğu zaman makul kabul edilir; fakat ayıp bilindiği halde beklemek hak kaybına yol açabilir.
Tacirler arasındaki ticari satışlarda ise TTK m. 23, muayene ve ihbar bakımından daha sıkı bir düzen kurar. Uygulamada; ayıp teslim sırasında açıkça belli ise çok kısa süre içinde (genellikle 2 gün), açıkça belli değilse teslimden sonra kısa bir inceleme süresi içinde (genellikle 8 gün) muayene ve ihbar yapılması beklenir. Bu süreler kaçırıldığında, ayıp iddiası önemli ölçüde zayıflar.
Bildirimin şekli: yazılı ihtar ve ispat kolaylığı
Kanun, ayıp bildirimi için çoğu durumda katı bir şekil şartı öngörmese de, uyuşmazlık çıktığında belirleyici konu “bildirdim” demek değil, bildirdiğini ispat edebilmektir. Bu nedenle ayıp ihbarının yazılı yapılması pratikte en güvenli yoldur.
İhbar metninde şu unsurlar net olmalıdır:
- Ayıbın ne olduğu ve mümkünse nasıl fark edildiği,
- Ayıbın teslimden sonra ne zaman ortaya çıktığı,
- Alıcının hangi seçimlik hakkı kullanmak istediği (en azından ayıbı kabul etmediğinin belirtilmesi),
- İnceleme, servis, sökme-takma gibi işlemler yapılmışsa bunların kısa özeti.
Noter ihtarnamesi, iadeli taahhütlü gönderim, KEP üzerinden bildirim veya kurumsal e-posta yazışmaları (ekleriyle) ispat bakımından daha güçlü kabul edilir. Telefonla yapılan bildirim ise çoğu zaman delil sorununa yol açar.
Tacirler arasında ihbarda ticari teamül ve kayıt düzeni
Tacirler arasında ayıp ihbarı yapılırken, yalnızca süreye değil kayıt düzenine de dikkat etmek gerekir. Uygulamada şu belgeler kritik önem taşır: irsaliye ve fatura üzerindeki şerhler, teslim tutanağı, depo kabul kayıtları, fotoğraf-video tespitleri, servis raporları, e-posta zinciri ve KEP çıktıları.
Ayrıca ticari teamül gereği, “genel bir memnuniyetsizlik” ifadesi yerine ayıbın açık ve somut şekilde tarif edilmesi beklenir. “Ürün ayıplı çıktı” demek çoğu zaman yeterli olmaz; hangi parçanın, hangi standardın veya hangi fonksiyonun sorunlu olduğu mümkün olduğunca belirlenmelidir. Bu disiplin, hem uzlaşma ihtimalini artırır hem de dava aşamasında ispat yükünü hafifletir.
Alıcının seçimlik hakları: dönme, bedel indirimi, onarım, değişim
Seçimlik hakların koşulları ve birbirine etkisi
Satıcının ayıptan sorumlu olduğu hallerde alıcı, somut olaya göre seçimlik haklardan birini kullanabilir. TBK m. 227’de bu haklar; sözleşmeden dönme (iade), bedel indirimi, ücretsiz onarım ve ayıpsız misliyle değişim olarak sayılır. Tüketici işlemlerinde de benzer haklar TKHK çerçevesinde daha koruyucu bir mantıkla uygulanır.
Hak seçimi yapılırken ayıbın ağırlığı belirleyicidir. Ayıp küçük ve kullanım değerini sınırlı etkiliyorsa, dönme hakkının kullanılması hakkaniyete aykırı değerlendirilebilir; bu durumda bedel indirimi daha uygun görülür. Onarım talebinde ise ölçüt, onarımın aşırı masraf gerektirmemesi ve makul sürede yapılabilmesidir. Değişim hakkı, malın ayıpsız benzerinin temininin mümkün olduğu hallerde anlam kazanır.
Seçimlik haklar birbirini dışlayan bir yapıdadır. Bu nedenle bildirimde “ayıbı kabul etmiyorum, seçimlik haklarımı saklı tutuyorum” gibi bir ifade pratikte koruyucu olur. Çünkü yanlış veya erken bir hak seçimi, sonraki aşamada manevra alanını daraltabilir.
Tazminat talebi ve yan giderlerin karşılanması
Alıcının seçimlik haklarını kullanması, kural olarak tazminat isteme imkanını ortadan kaldırmaz. Ayıp nedeniyle doğan zararlar, genel hükümler çerçevesinde ayrıca talep edilebilir. Uygulamada en sık gündeme gelen kalemler şunlardır: arıza tespiti için yapılan ekspertiz/servis masrafları, sökme-takma ve nakliye giderleri, ayıp nedeniyle ortaya çıkan ek zararlar ve bazı durumlarda kullanım kaybı iddiaları.
Ancak her masraf otomatik olarak karşı tarafa yüklenmez. Masrafın ayıpla illiyet bağı, ölçülülüğü ve belgelendirilebilir olması önemlidir. Bu yüzden ödeme dekontu, servis fişi, teklif ve fatura gibi kayıtlar kritik rol oynar.
Garanti ile ayıba karşı tekeffülün birlikte işletilmesi
Uygulamada “garanti” ile “ayıba karşı tekeffül” sıkça karıştırılır. Garanti, çoğu kez üretici/ithalatçı veya satıcı tarafından verilen ve kendi şartları olan bir taahhüttür. Ayıba karşı tekeffül ise kanundan doğan bir sorumluluk rejimidir.
Garanti kapsamında onarım yoluna gidilmiş olması, her zaman alıcının kanuni seçimlik haklarını tamamen ortadan kaldırmaz. Özellikle ayıp tekrar ediyorsa, onarım makul sürede sonuçlanmıyorsa veya sorun kronik hale gelmişse, olayın şartlarına göre bedel indirimi ya da dönme gibi talepler yeniden gündeme gelebilir. Bu nedenle garanti sürecinde yapılan tüm başvuruların yazılı yürütülmesi ve teslim-tesellüm kayıtlarının saklanması, hak kaybını önlemede belirleyicidir.
Zamanaşımı ve süreler: TBK, TKHK ve TTK’da süre rejimi
TKHK’da ayıplı malda süreler ve ispat karinesi
Tüketici işlemlerinde ayıplı mala ilişkin süre rejiminin omurgasını 6502 sayılı Kanun oluşturur. Kural olarak, satıcının ayıplı maldan sorumluluğu teslim tarihinden itibaren 2 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Konut ve tatil amaçlı taşınmazlarda ise bu süre teslimden itibaren 5 yıl olarak uygulanır. Ayıp daha sonra ortaya çıksa bile, zamanaşımı başlangıcı bakımından esas alınan tarih teslimdir.
İspat bakımından da tüketiciyi koruyan önemli bir düzenleme vardır: Teslim tarihinden itibaren ilk 6 ay içinde ortaya çıkan ayıpların, teslim anında mevcut olduğu karine olarak kabul edilir. Bu durumda aksini ispat yükü çoğunlukla satıcıya yönelir. Altı aydan sonra ayıbın teslim anında var olduğunu ispat ihtiyacı somut olaya göre tüketici açısından daha belirgin hale gelebilir.
İkinci el satışlarda sözleşmeyle sorumluluk süresinin kısaltılması gündeme gelse de, bu kısaltmanın kanunun izin verdiği alt sınırların altına indirilmesi mümkün değildir. Uygulamada bu tür kayıtlar, olayın tüketici işlemi olup olmadığı ve satıcının sıfatı gözetilerek değerlendirilir.
Ağır kusur ve hilede sürelerin etkilenmesi
Süre rejiminde en kritik istisnalar ağır kusur ve hile (ayıbın gizlenmesi) iddialarında ortaya çıkar. TBK m. 231/2’ye göre satıcı, satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu ise, iki yıllık özel zamanaşımı süresinden yararlanamaz. Bu durumda, somut talebin niteliğine göre genel zamanaşımı hükümlerinin gündeme gelmesi mümkündür.
Benzer şekilde, tüketici hukukunda da ayıbın bilerek gizlenmesi veya tüketicinin yanıltılması iddiaları, zamanaşımı savunmasını zayıflatan bir etkiye sahip olabilir. Bu nedenle “ayıp var mı” tartışmasının yanında, ayıbın nasıl ortaya çıktığı ve satıcının süreçteki davranışı da dosyanın sonucunu belirler.
Süreleri kesen veya durduran haller
Zamanaşımı, her olayda “takvim gibi” işlemeyebilir. Genel zamanaşımı kuralları çerçevesinde bazı haller süreyi keser veya durdurur:
- Kesilme örnekleri: dava açılması, icra takibi başlatılması, borcun (sorumluluğun) açıkça ikrar edilmesi gibi hallerde zamanaşımı kesilebilir ve süre yeniden işlemeye başlayabilir.
- Durma örnekleri: kanunun öngördüğü bazı özel ilişki ve durumlarda zamanaşımının işlemesi geçici olarak durabilir.
Pratikte en güvenli yaklaşım şudur: Ayıp fark edilir edilmez yazılı bildirim yapılmalı, teknik tespitler geciktirilmemeli ve zamanaşımı sonuna yaklaşmadan önce hukuki yol haritası netleştirilmelidir. Bu, hem tüketici hem de ticari uyuşmazlıklarda telafisi zor hak kayıplarını önler.
Uyuşmazlıkta ispat, deliller ve başvuru yolları
Ayıbın ispatı: kim, neyi, hangi delille ispatlar?
Ayıp uyuşmazlıklarında temel mesele, ayıbın varlığını ve çoğu zaman da teslim anında mevcut olup olmadığını ortaya koymaktır. TBK rejiminde genel kural, ayıba dayanan alıcının iddiasını ispatlamasıdır. Ancak dosyanın türüne göre ispat yükünün fiilen nasıl şekilleneceği; ayıbın açık mı gizli mi olduğu, ihbarın zamanında yapılıp yapılmadığı ve teknik inceleme gerekip gerekmediği gibi unsurlara bağlıdır.
Tüketici işlemlerinde ise ispat kuralları daha koruyucudur. Özellikle teslimden sonraki ilk dönemde ortaya çıkan ayıplarda, ayıbın teslim anında var olduğu yönündeki ispat kolaylığı (karine) uygulamada belirleyicidir. Bu nedenle tüketici açısından “ayıbı ne zaman fark ettim” ve “ilk başvuruyu ne zaman yaptım” soruları, hak kaybı riskini doğrudan etkiler.
İspat sadece arızayı göstermek değildir. Alıcı genellikle şunları da ortaya koymalıdır: ayıbın malın değerini/faydasını etkilediği, ihbarın yapıldığı, malın ayıplı haliyle kabul edilmediği ve talep edilen seçimlik hakkın somut olaya uygun olduğu.
Servis raporu, bilirkişi incelemesi ve teslim tutanağı
Uygulamada en güçlü deliller, teknik içerik taşıyan ve tarih-saat gibi unsurları net olan belgelerdir. Servis raporu veya ekspertiz tespiti, ayıbın niteliğini somutlaştırır. Ancak raporda yalnızca “arıza vardır” denmesi çoğu zaman yetmez; arızanın kaynağı, tekrarlayıp tekrarlamadığı ve kullanım hatası ihtimali gibi noktalar mümkün olduğunca açıklığa kavuşturulmalıdır.
Dava veya itiraz aşamasında bilirkişi incelemesi sıklıkla kaçınılmazdır. Bu nedenle, inceleme yapılmadan önce mal üzerinde geri dönüşü zor müdahaleler yapılması (parça değişimi, sökme, tamir) delil tartışması yaratabilir. Teslim tutanağı, irsaliye şerhi, fotoğraf-video kayıtları, e-posta/KEP yazışmaları ve ödeme belgeleri de ayıbın zamanlaması ve bildirim süreci açısından kritik rol oynar.
Tüketici hakem heyeti ve mahkemede görevli-yetkili yer
Tüketici işlemlerinde başvuru yolu çoğu kez tüketici hakem heyeti veya tüketici mahkemesi üzerinden ilerler. Hakem heyetlerine başvuru, belirli parasal sınırların altında kalan uyuşmazlıklarda zorunlu olabilir; bu sınırlar her yıl güncellendiği için dosyaya göre ayrıca değerlendirilmelidir. Parasal sınırı aşan veya niteliği gereği hakem heyetinin görevine girmeyen durumlarda tüketici mahkemesinde dava açılır.
Yetki bakımından tüketici, çoğu durumda kendi yerleşim yerinde veya işlemin yapıldığı yerde başvuru yapabilme imkanına sahiptir. Tacirler arasındaki satışlarda ise görevli mahkeme ve yetki kuralları farklılaşır; sözleşme, teslim yeri ve tarafların sıfatı (tacir olup olmama) uyuşmazlığın hangi yargı yolunda görüleceğini doğrudan etkiler. Bu yüzden başvuru yapılmadan önce, doğru merciin seçilmesi ve talebin doğru hukuki zemine oturtulması önemlidir.