Makaleler
İş Kazasında Kusur Oranı Nasıl Hesaplanır?
İş kazasında kusur oranı hesaplama, SGK ve bilirkişi raporlarında İSG ihlalleri, eğitim ve denetimle payları belirler; tazminata etkisi ve itiraz süreci.
Kusur oranı, iş kazasının oluşumunda işveren, çalışan ve varsa üçüncü kişilerin ne ölçüde sorumluluğu bulunduğunu gösteren teknik-hukuki bir kusur payıdır. Uygulamada bu değerlendirme; olay yeri incelemesi, tutanaklar, tanık ifadeleri, kamera kayıtları ve iş ekipmanı bakım kayıtları gibi delillerle, ayrıca risk değerlendirmesi, eğitim, KKD temini ve denetim gibi iş sağlığı ve güvenliği yükümlülükleri üzerinden yapılır. Mahkeme sürecinde genellikle iş güvenliği uzmanı ve ilgili mühendislik branşlarından bilirkişi raporu alınır; nihai takdir hâkime aittir. En sık yapılan hata, yalnızca kazaya yol açan anlık davranışa odaklanıp, süreci belirleyen eksik kayıt ve uygulamaları gözden kaçırmaktır.
“Kusur oranı hesaplama” ne demek, tespit süreci nasıl işler?
İş kazası tespiti ile kusur tespiti farkı
İş kazasında iki ayrı soru vardır: “Bu olay iş kazası mıdır?” ve “Kazanın oluşumunda kim, ne kadar kusurludur?”. Bunlar aynı şey değildir.
İş kazası tespiti, olayın 5510 sayılı Kanun’daki iş kazası tanımına girip girmediğinin belirlenmesidir. SGK, bildirilen olayın iş kazası sayılıp sayılmayacağı konusunda gerektiğinde denetim elemanlarıyla veya iş müfettişleri vasıtasıyla soruşturma yaptırabilir.
Kusur tespiti ise kazanın oluş zincirinde işverenin iş sağlığı ve güvenliği (İSG) yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği, çalışanın talimatlara uyup uymadığı ve varsa üçüncü kişilerin etkisi gibi teknik ve hukuki değerlendirmelerle yapılır. Burada; risk değerlendirmesi, eğitim, organizasyon, gözetim ve önlem alma gibi 6331 sayılı Kanun kapsamındaki yükümlülükler özellikle önem taşır.
Uygulamada süreç çoğunlukla şöyle ilerler: Önce olayın iş kazası niteliği ve temel olgular (tutanak, görgü, kamera, kayıtlar) netleşir. Ardından dava aşamasında mahkeme, teknik konularda bilirkişi heyetinden rapor alır; kusur oranını nihai olarak belirleme yetkisi mahkemeye aittir.
Kusur oranı neden tazminatı etkiler?
Kusur oranı, maddi ve manevi tazminat hesabının “paylaştırma” kısmını doğrudan etkiler. Türk Borçlar Kanunu’nda hâkimin tazminatı belirlerken kusurun ağırlığını dikkate alacağı; zarar görenin zararın doğmasında veya artmasında etkisi varsa tazminattan indirim yapılabileceği düzenlenir.
Bu nedenle aynı kazada:
- İşverenin İSG eksiklikleri arttıkça işveren payı yükselir,
- Çalışanın müterafik kusuru kabul edilirse tazminat kalemlerinde indirim gündeme gelir,
- Birden fazla sorumlu varsa, kusur payları davanın sonucunu ve rücu ihtimallerini etkiler.
Kusur oranını kim belirler ve hangi aşamada kesinleşir?
SGK incelemesi ve iş müfettişi raporunun rolü
Kusur oranı tek bir kurumun “otomatik” verdiği bir puan değildir. Uygulamada ilk aşamada SGK’ya yapılan iş kazası bildirimi sonrası, olayın niteliğine ve dosyaya göre SGK denetim elemanı incelemesi gündeme gelebilir. Ayrıca Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş müfettişleri, özellikle ciddi kazalarda işyerinde İSG yönünden inceleme yaparak iş müfettişi raporu düzenleyebilir.
Bu raporlar çoğu zaman şu konularda çerçeve çizer: olayın oluş şekli, işyerinin organizasyonu, risk değerlendirmesi, eğitim kayıtları, verilen talimatlar, gözetim-denetim uygulamaları, ekipman bakım ve kontrolleri. Ancak önemli nokta şudur: SGK incelemesi veya iş müfettişi raporu, tazminat davasında tek başına “son söz” değildir. Mahkeme, tüm delillerle birlikte değerlendirir.
Bilirkişi raporu ve mahkemenin değerlendirmesi
Tazminat davasında kusur oranı genellikle bilirkişi raporu ile teknik olarak tartışılır. Bilirkişi; mevzuata aykırılıkları, alınması gereken önlemleri ve kaza oluş zincirini teknik açıdan inceler. Fakat kusur oranını kesinleştiren merci bilirkişi değil, mahkemedir. Mahkeme; raporu yeterli bulmazsa ek rapor veya yeni bilirkişi heyeti isteyebilir. Taraflar da rapora itiraz ederek somut eksikleri gösterebilir.
Kusur oranı, kural olarak hükümle birlikte netleşir. Karara karşı istinaf/temyiz yoluna gidilirse, oran uygulamada çoğu kez karar kesinleştiğinde tam anlamıyla “kesin” hale gelir.
Ceza dosyası bulgularının etkisi
İş kazası bir suç şüphesi de doğuruyorsa ceza soruşturması ve ceza davası yürüyebilir. Ceza dosyasındaki keşif, uzman raporları, kamera kayıtları ve tanık beyanları, hukuk davasında çok güçlü delil etkisi yaratabilir.
Bununla birlikte genel yaklaşım şudur: Ceza mahkemesinin belirlediği maddi olay bulguları hukuk hakimini etkiler; ancak ceza dosyasında geçen kusur oranı, hukuk davasında mahkemeyi doğrudan bağlamaz. Hukuk mahkemesi, tazminat sorumluluğu bakımından kusuru ayrıca değerlendirir ve gerekirse yeniden bilirkişi incelemesi yaptırır.
Kusur oranı belirlenirken hangi kriterlere bakılır?
İSG mevzuatı ve talimatlara uyum
Kusur oranı belirlenirken ilk bakılan alan, işyerinde İSG mevzuatına uyumdur. Değerlendirme sadece “kural var mı” diye yapılmaz; kuralın sahada uygulanıp uygulanmadığı da incelenir. Örneğin makine koruyucusu, yüksekte çalışma tedbirleri, elektrik güvenliği, kilitleme-etiketleme gibi uygulamalar işin niteliğine göre somutlaştırılır.
Ayrıca işverenin yazılı talimatları ile çalışanın fiili davranışı karşılaştırılır. Talimatın varlığı tek başına yeterli kabul edilmez. Talimatın anlaşılır olması, işi gerçekten kapsaması ve çalışanlara tebliğ edilmesi önemlidir. Çalışan açısından da talimata aykırılık iddiası varsa, bunun “kaza anındaki ani ihmal” mi yoksa “işin rutininde oluşan bir çalışma şekli” mi olduğu ayrıştırılır.
İş organizasyonu, denetim ve eğitim yükümlülükleri
Kusur incelemesinin merkezinde çoğu zaman iş organizasyonu vardır. İşverenin; işi planlama, uygun personel görevlendirme, vardiya düzeni, iş yükü, ekipman seçimi ve güvenli çalışma yöntemini kurma yükümlülüğü değerlendirilir.
Eğitim ve denetim başlığı da kritik bir ölçüttür. Burada şu sorular sorulur: Çalışana işe giriş ve periyodik İSG eğitimleri verilmiş mi? Eğitim içeriği yapılan işe uygun mu? Usta-çırak ilişkisine bırakılmış “sözlü anlatım” dışında kayıt var mı? Gözetim ve denetim düzenli mi, yoksa kağıt üzerinde mi? KKD’nin sadece zimmetle verilmesi değil, kullanımının izlenmesi de bu kapsamda ele alınır.
Kaza oluş zinciri ve illiyet bağı
Kusur oranı, “tek bir hata” üzerinden değil, kazaya giden oluş zinciri üzerinden kurulur. Hangi ihmalin hangi sonucu doğurduğu, yani illiyet bağı netleştirilir. Örneğin koruyucusuz makine, yetersiz bakım, uygunsuz çalışma yöntemi ve hatalı talimat aynı dosyada birlikte bulunabilir; her birinin kazaya etkisi ayrı ayrı tartılır.
Bu nedenle bilirkişi ve mahkeme, “olmasaydı kaza yine olur muydu?” sorusunu pratik şekilde test eder. İlliyet bağı zayıf kalan iddialar kusur oranını artırmak için yeterli görülmeyebilir.
İşverenin kusurlu sayıldığı tipik durumlar nelerdir?
Risk değerlendirmesi ve önlem eksiklikleri
İşverenin kusurlu sayıldığı dosyalarda en sık görülen başlıklardan biri risk değerlendirmesinin kağıt üzerinde kalmasıdır. Riskler doğru tanımlanmadığında veya güncel tutulmadığında, alınması gereken teknik ve organizasyonel önlemler de çoğu kez hayata geçmez. Özellikle iş değişikliği, yeni makine kurulumu, üretim artışı, taşeron girişi gibi durumlarda risklerin yeniden değerlendirilmemesi kusur tartışmasını büyütür.
Bir diğer tipik tablo, “önlem alınmış gibi gösteren” ama sahada karşılığı olmayan uygulamalardır. Örneğin yüksekte çalışmada uygun platform yerine geçici çözümler, dar alanlarda havalandırma ve ölçüm eksiklikleri, elektrik işlerinde enerjiyi kesme ve güvenceye alma prosedürlerinin uygulanmaması gibi durumlar, kazaya etkisine göre işveren kusurunu artırabilir.
Eğitim, gözetim ve talimat yetersizliği
Eğitim ve talimatlar, çoğu dosyada “var” denmesine rağmen içerik ve uygulama yönünden sorunludur. İşveren açısından kusur doğuran haller genellikle şunlardır: eğitimlerin yapılan işle uyumsuz olması, yalnızca imza karşılığı evrakla sınırlı kalması, yeni başlayan çalışana işbaşı yönlendirmesinin yapılmaması, riskli işlerde yetkin olmayan personelin görevlendirilmesi.
Gözetim ve denetim tarafında ise, kuralların ihlal edildiğinin bilindiği veya bilinmesi gerektiği halde müdahale edilmemesi önemli bir ölçüttür. Çalışanların kural dışı pratikleri “iş yetişsin” diye tolere ediliyorsa, bu durum çoğu zaman işveren aleyhine değerlendirilir. Talimatın varlığı kadar, talimatın uygulanmasının kontrol edilmesi de beklenir.
Makine koruyucuları, bakım ve ekipman arızaları
Makine ve ekipman kaynaklı kazalarda işverenin kusuru çoğu kez koruyucu donanım, periyodik bakım ve arıza yönetimi ekseninde tartışılır. Koruyucuların sökülmesi, devre dışı bırakılması veya işin gerektirdiği şekilde hiç kurulmaması tipik kusur nedenlerindendir. Aynı şekilde acil durdurma sistemleri, sensörler, bariyerler ve benzeri güvenlik bileşenlerinin çalışmaması da önemlidir.
Bakım kayıtlarının düzensiz olması, arızanın bildirilmesine rağmen üretim baskısıyla çalışmaya devam edilmesi, uygun olmayan yedek parça veya geçici tamirlerle riskin büyütülmesi de kusur oranını etkileyebilir. Burada kritik olan, arızanın kazayla bağlantısının kurulması ve işverenin arızayı öngörüp önleyebileceği bir düzeni kurup kurmadığıdır.
İşçinin müterafik kusuru hangi hallerde gündeme gelir?
Talimata aykırı çalışma ve güvenlik kuralı ihlali
İşçinin müterafik kusuru, kazanın meydana gelmesinde veya zararın artmasında çalışanın da etkisi bulunduğu iddiasıyla gündeme gelir. Burada kritik nokta, ihlalin gerçekten çalışana yüklenip yüklenemeyeceğidir. Örneğin açık ve anlaşılır bir talimata rağmen, çalışanın bilerek ve isteyerek güvenlik kuralını ihlal etmesi müterafik kusur tartışmasını güçlendirebilir.
Ancak “talimata aykırılık” iddiası her dosyada otomatik kabul edilmez. Talimatın yazılı olması, çalışana tebliğ edilmesi, işe uygun olması ve sahada uygulanmasının denetlenmesi beklenir. Ayrıca bazı kazalarda çalışanın davranışı, fiilen işin nasıl yaptırıldığıyla bağlantılı olabilir. İş, sürekli aynı şekilde “hızlı ve riskli” yöntemle yürütülüyor ve bu yöntem üstlerce biliniyorsa, müterafik kusur değerlendirmesi daha sınırlı kalabilir.
Kişisel koruyucu donanım kullanmama iddiası
KKD kullanmama iddiası, kusur oranında sıkça ileri sürülür. Fakat burada da mesele yalnızca “KKD vardı” demek değildir. Değerlendirmede genellikle şu sorular öne çıkar: Uygun KKD sağlandı mı? Doğru beden ve nitelikte mi? Zimmet ve teslim kayıtları var mı? Kullanım eğitimi verildi mi? Kullanım denetlendi mi? Çalışma koşulları KKD kullanımını fiilen mümkün kılıyor mu?
Örneğin baret, gözlük, emniyet kemeri, kulaklık veya eldiven gibi KKD’lerin kullanılmaması kazaya etkiliyse, bu durum müterafik kusura dayanak yapılabilir. Buna karşılık KKD’nin kazayı önleyecek nitelikte olmadığı veya işin esas tehlikesinin KKD ile değil teknik önlemlerle giderilmesi gerektiği durumlarda, “KKD kullanmadı” savunması tek başına belirleyici olmayabilir.
Alkol, dikkat dağınıklığı ve yetkisiz müdahale
Çalışanın alkol veya uyuşturucu etkisi altında çalıştığı iddiası, kusur tartışmasını ciddi biçimde etkileyebilir. Ancak bu iddianın somut delille desteklenmesi gerekir. Sadece varsayım veya söylenti düzeyindeki beyanlar yeterli görülmeyebilir. Benzer şekilde, aşırı yorgunluk, uykusuzluk veya dikkat dağınıklığı iddialarında da olayın koşulları ve kayıtlar önemlidir. Örneğin aşırı mesai, vardiya düzeni ve iş yükü gibi faktörler varsa, sorumluluk yalnızca çalışana yüklenmeyebilir.
Yetkisiz müdahale de müterafik kusurun gündeme geldiği tipik alanlardandır. Elektrik panosuna, makine ayarlarına veya güvenlik sensörlerine yetkisi olmayan bir çalışanın müdahalesi kazaya yol açmışsa, kusur oranında çalışana pay verilebilir. Ancak burada da işverenin erişim kontrolü, kilitleme-etiketleme, görev tanımı ve denetim düzeni gibi önlemleri kurup kurmadığı ayrıca değerlendirilir.
Birden fazla sorumlu varsa kusur nasıl paylaştırılır?
Asıl işveren alt işveren taşeron ilişkisi
Taşeronlu çalışmanın olduğu iş kazalarında iki ayrı “sorumluluk katmanı” aynı anda gündeme gelir:
- Dış ilişki (işçiye karşı sorumluluk): Uygulamada asıl işveren ile alt işveren, alt işveren işçisinin işçilik alacaklarında olduğu gibi iş kazası nedeniyle açılan tazminat davalarında da çoğu kez birlikte sorumlu tutulur. Bu, işçinin tazminatı tahsil edebilmesi için önemli bir güvencedir.
- İç ilişki (birbirlerine karşı sorumluluk): Mahkeme işçiye ödenecek tazminatı belirlerken kusur oranlarını paylaştırır. Ancak işçiye ödeme yapıldıktan sonra “kimin ne kadar üstleneceği” ayrı bir rücu tartışmasıdır. Burada alt işverenlik sözleşmesi, fiili denetim yetkisi, işin organizasyonu ve İSG tedbirlerini kimin kurduğu belirleyici olur.
Pratikte mahkeme ve bilirkişiler, “işi kim yönetiyordu, talimatı kim veriyordu, kim denetliyordu, riskleri kim kontrol edebilirdi?” sorularına bakarak kusuru dağıtır.
Üçüncü kişinin kusuru ve rücu ihtimali
Kazaya üçüncü bir kişi (örneğin başka bir firma çalışanı, servis/lojistik şirketi, makine bakımını yapan dış ekip, saha güvenliğini sağlayan bir yüklenici) katkı sağladıysa kusur oranı buna göre bölünebilir. Bu durumda zarar gören işçi, şartları varsa birden fazla kişiye/kuruluşa karşı talepte bulunabilir.
Öte yandan tazminatı ödeyen taraf, kendi kusur payını aşan bir ödeme yaptıysa, genel ilkeler çerçevesinde diğer sorumlulara rücu etmeyi deneyebilir. Rücuda başarı, çoğu zaman kusur oranlarının nasıl kurulduğuna ve illiyet bağının ne kadar net olduğuna bağlıdır.
Birden çok raporda farklı oranlar çıkarsa neye bakılır?
Farklı kusur oranları çıktığında “hangi rapor daha yüksek” değil, “hangi rapor daha sağlam” sorusu önemlidir. Özellikle şu ölçütler ayırt edicidir:
- Rapor, kaza oluş zincirini adım adım kuruyor mu?
- İhlal edilen İSG yükümlülüklerini somut belgeyle (eğitim kaydı, bakım kaydı, risk değerlendirmesi, talimat, tutanak, kamera) ilişkilendiriyor mu?
- İlliyet bağını net kuruyor mu, yoksa varsayımlarla mı ilerliyor?
- Heyetin uzmanlığı olaya uygun mu (örneğin makine kazasında ilgili mühendislik bilgisi)?
Mahkeme, bu kriterlerle raporları tartar; gerekirse ek rapor veya yeni bilirkişi incelemesiyle oranı kesinleştirir.
Kusur oranı tazminata nasıl uygulanır ve rapora nasıl itiraz edilir?
Kusur indirimi mantığı: basit sayısal örnek
Kusur oranı, tazminat hesabında genellikle “paylaştırma” aşamasında devreye girer. Mantık şudur: Zararın tamamı belirlendikten sonra, zarar gören işçiye müterafik kusur atfediliyorsa bu oran kadar indirim gündeme gelir. Ayrıca birden fazla sorumlu varsa, sorumlular kendi kusur paylarına göre iç ilişkide paylaşım tartışması yaşar.
Basit bir örnekle:
- Mahkeme, maddi tazminatı (örnek olarak) 1.000.000 TL hesaplasın.
- İşçiye %20 müterafik kusur verilsin.
- Bu durumda kusur indirimi sonrası tazminat (örnek olarak) 800.000 TL seviyesine iner.
Burada önemli ayrım: Kusur oranı “tazminatı otomatik yüzdeyle çarpıp bitiren” tek faktör değildir. Gerçek dosyada sürekli iş göremezlik oranı, ücret, bakiye ömür, destek süresi, SGK ödemeleri gibi başka parametreler de hesaplamayı etkiler. Ancak kusur oranı, çoğu kez sonuca en net yansıyan kalemlerden biridir.
Kusur oranını etkileyen deliller ve dosya belgeleri
Kusur oranı tartışmasının kaderini çoğu zaman soyut iddialar değil, dosyaya giren belgeler belirler. Uygulamada kusur değerlendirmesinde sık kullanılan deliller şunlardır:
- Olay yeri tutanakları, kolluk tespitleri, fotoğraf ve kamera kayıtları
- Tanık beyanları (özellikle aynı vardiyada çalışanlar, amirler, İSG birimi)
- Risk değerlendirmesi, acil durum planı, iş izin prosedürleri (sıcak iş, kapalı alan, yüksekte çalışma gibi)
- İSG eğitim kayıtları, talimatlar, imza föyleri, görev tanımları
- KKD teslim/zimmet kayıtları ve saha denetim tutanakları
- Makine bakım-onarım kayıtları, periyodik kontrol raporları, arıza bildirimleri
- Yazışmalar (e-posta, mesaj, iş emirleri), vardiya ve mesai kayıtları
Pratik bir not: “Belge var” demek kadar “belge olayla ilgili mi ve tarih olarak doğru mu?” da önemlidir. Kazadan sonra düzenlenen veya genel-geçer ifadeler içeren evraklar, tek başına ikna edici olmayabilir.
Bilirkişi raporunda sık hatalar ve itiraz gerekçeleri
Bilirkişi raporuna itiraz, sadece “oranı beğenmedim” demekle etkili olmaz. İtirazın, somut hata ve eksikleri hedeflemesi gerekir. Sık görülen sorunlar ve itiraz başlıkları şunlardır:
- Yanlış varsayımlar: Raporun, dosyada olmayan bir olgu üzerinden kusur kurması (örneğin “eğitim verilmemiştir” deyip eğitim kayıtlarını hiç tartışmaması).
- İlliyet bağının zayıf kurulması: Bir eksikliği sayıp kazaya etkisini göstermemesi veya etkisi sınırlı bir hususu belirleyici sayması.
- Mevzuat ve teknik standart hataları: İşin niteliğine uygun önlemleri yanlış tanımlaması ya da teknik değerlendirmeyi yetersiz yapması.
- Denetim ve organizasyonun atlanması: Sadece kaza anına odaklanıp iş organizasyonunu, gözetimi, rutin çalışma biçimini incelememesi.
- Uzmanlık uyumsuzluğu: Olayın teknik niteliğine uygun branşta bilirkişi bulunmaması veya heyetin yetersiz inceleme ile sonuca gitmesi.
- Çelişkili oranlandırma: Aynı fiile hem işverene hem işçiye mükerrer kusur yüklenmesi ya da gerekçesiz yüzdeler.
İtirazda hedef, raporun eksiklerini gösterip ek rapor alınmasını veya yeni bilirkişi heyeti görevlendirilmesini sağlamaktır. Dosyaya yeni delil sunulacaksa, bunun kazayla bağlantısı ve kusur oranını neden değiştireceği açık şekilde kurulmalıdır.