Makaleler

Güvenlik Soruşturması ve Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması

Güvenlik soruşturması HAGB kararı olanlar için arşiv kaydı, memuriyete etkisi, olumsuz sonuca itiraz ve dava süresi gibi kritik noktaları pratikçe açıklar.

Güvenlik soruşturması, kamu görevine girişte kişinin geçmişine dair riskleri değerlendiren bir süreçtir ve HAGB kararı olanlar için kritik soru “mahkûm sayılır mıyım”dan çok “bu kayıt nasıl yorumlanır”dır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (CMK 231), mahkûmiyet hükmünün belirli şartlarla açıklanmayıp denetim sürecine bağlanmasıdır; bu yüzden standart adli sicil belgesinde görünmemesi tek başına rahatlatıcı bir ölçüt değildir. Uygulamada kurumlar arşiv araştırmasıyla dosyanın içeriğini, fiilin niteliğini, görevin hassasiyetini ve denetim sürecindeki yükümlülüklere uyumu birlikte tartar. En sık hata, “sicilde çıkmıyor” diye hiçbir açıklama hazırlamadan başvuru yapmaktır.

HAGB kararı nedir, mahkumiyet sayılır mı?

HAGB kararı verilebilmesi için temel şartlar

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB), mahkemenin sanık hakkında bir mahkûmiyet hükmü kurmasına rağmen bu hükmü hemen açıklamayıp sonuçlarını belirli bir denetim dönemine bağladığı bir kurumdur. CMK m.231’e göre HAGB verildiğinde, müsadere hükümleri hariç, kurulan hüküm sanık hakkında kural olarak hukukî sonuç doğurmaz. Bu nedenle HAGB, klasik anlamda “kesinleşmiş mahkûmiyet” gibi değerlendirilmez; ancak dosyanın varlığı ve fiilin niteliği, özellikle idari süreçlerde ayrıca tartışma konusu yapılabilir.

HAGB kararı verilebilmesi için özetle şu temel şartların birlikte sağlanması gerekir:

  • Sanık hakkında hükmolunan ceza 2 yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olmalıdır.
  • Sanık daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış olmalıdır.
  • Mahkeme, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışlarını dikkate alarak yeniden suç işlemeyeceği kanaatine varmalıdır.
  • Suç nedeniyle mağdurun veya kamunun uğradığı maddi zarar, aynen iade, eski hale getirme veya tazminle tamamen giderilmelidir. Zarar hemen giderilemiyorsa, belirli koşullarla denetim süresinde taksitle ödeme modeli de gündeme gelebilir.

Denetim süresi, yükümlülükler ve ihlal sonuçları

HAGB kararıyla sanık 5 yıl denetim süresine tabi olur. Bu süre içinde:

  • Kasten yeni bir suç işlenmemesi beklenir.
  • Mahkeme, denetimli serbestlik tedbiri kapsamında kişiye bazı yükümlülükler yükleyebilir. Meslek edinmeye yönelik eğitim, belirli bir işte gözetim altında çalışma, belirli yerlere gitmeme veya belirli yerlere devam etme gibi yükümlülükler bunlara örnektir.

Denetim süresinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya yükümlülüklere aykırı davranılması hâlinde mahkeme, geri bırakılan hükmü açıklar. Uygulamada kritik nokta şudur: HAGB kararında yer alan hapis cezası, HAGB aşamasında ertelenemez ve kısa süreli olsa bile seçenek yaptırımlara çevrilemez. Bununla birlikte ihlal aşamasında mahkeme, koşulları değerlendirerek kanunun tanıdığı sınırlar içinde farklı bir mahkûmiyet hükmü kurma seçeneklerini de değerlendirebilir.

Denetim bitince HAGB düşerse ne olur?

Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmez ve yükümlülüklere uygun davranılırsa, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılır ve mahkeme davanın düşmesine karar verir. Bu durumda pratik sonuç şudur:

  • HAGB’ye konu mahkûmiyet hükmü açıklanmadığı için, sanık hakkında “kesinleşmiş mahkûmiyet” sonucu doğuran bir tablo oluşmaz.
  • Denetim döneminin sorunsuz tamamlanması, özellikle ileride yapılacak değerlendirmelerde “devam eden bir ceza yargılaması riski” algısını da büyük ölçüde azaltır.

Yine de her somut olayda suçun türü, kararın tarihi, dosyanın geldiği aşama ve ilgili kurumun özel mevzuatı birlikte değerlendirilmelidir. Bu yüzden HAGB’nin “kendiliğinden ve her yerde aynı etkiyi doğurduğu” varsayımıyla hareket etmek çoğu zaman hatalı olur.

Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasında hangi kayıtlar incelenir?

7315 sayılı Kanun kapsamında süreç ve değerlendirme

Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması, kamu görevine alınmada ya da özel kanunların öngördüğü bazı kritik görevlerde, kişinin kamu hizmeti bakımından risk oluşturup oluşturmadığının kanuni sınırlar içinde değerlendirilmesi için yapılır. 7315 sayılı Kanun, hangi hallerde hangi incelemenin yapılacağını ve hangi verilerin kullanılabileceğini çerçevelendirir.

Uygulamada süreç genellikle şöyle işler: Kurum, aday/çalışan hakkında arşiv araştırması veya güvenlik soruşturması talep eder. Toplanan bilgiler, kurum bünyesindeki Değerlendirme Komisyonu tarafından ele alınır. Burada amaç, “etiketleme” yapmak değil, görevin niteliğiyle bağlantılı somut olgular üzerinden bir kanaate varmaktır. Bu nedenle aynı kayıt, farklı unvan ve birimlerde farklı ağırlıkta değerlendirilebilir.

Önemli nokta: Değerlendirme, sadece “adli sicil belgesi temiz mi” sorusuna indirgenmez. Kanun, bazı adli süreç kararlarını ve devam eden/sonuçlanmış soruşturma-kovuşturmalara ilişkin olguları da değerlendirme başlığı altında saymıştır. Bu çerçeve, HAGB gibi kararların da pratikte neden gündeme gelebildiğini açıklayan temel zemindir.

Kurumların erişebildiği veri kaynakları (adli sicil, UYAP, kolluk)

7315 sayılı Kanun sistematiğinde kurumların eriştiği başlıca veri başlıkları şunlardır:

  • Adli sicil kaydı (mahkûmiyetlerin adli sicilde yer alıp almaması dahil).
  • Kişinin kolluk kuvvetlerince aranıp aranmadığı.
  • Kişi hakkında herhangi bir tahdit (kısıtlama) bulunup bulunmadığı.
  • Kesinleşmiş mahkeme kararları ile birlikte, Kanunda ayrıca işaret edilen bazı ceza muhakemesi kararları.
  • Kişi hakkında devam eden veya sonuçlanmış soruşturma ya da kovuşturmalar kapsamındaki olgular.

Bu veriler, kurumların arşivleri ve elektronik bilgi işlem sistemleri üzerinden temin edilebilir. UYAP gibi yargı bilişim sistemleri de, erişim ve yetki kuralları içinde, “kayıt ve karar” bilgisinin doğrulanmasında dolaylı biçimde rol oynayabilen kaynaklar arasındadır. Buradaki temel ilke, talebin görevin gereğiyle sınırlı olması ve toplanan bilginin “genel bir fişleme” aracına dönüşmemesidir.

HAGB güvenlik soruşturmasında çıkar mı, olumsuz sonuca neden olur mu?

Adli sicilde görünmeme ile değerlendirmeye konu olma farkı

Uygulamada en çok karıştırılan konu şu: HAGB’nin adli sicilde görünmemesi, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasında “hiç dikkate alınamaz” anlamına gelmez.

7315 sayılı Kanun, arşiv araştırması kapsamında kesinleşmiş mahkeme kararlarının yanında, CMK m.231/13 kapsamında alınan kararları ve kişi hakkında devam eden veya sonuçlanmış soruşturma/kovuşturmalardaki olguları da araştırma konusuna dahil eder. Bu çerçeve, HAGB kararının veya HAGB’ye konu dosyadaki bazı bilgilerin, kurum değerlendirmesinde gündeme gelebilmesini mümkün kılar.

Buna rağmen HAGB, ceza yargılaması bakımından “kesinleşmiş mahkûmiyet” gibi sonuç doğurmaz. Bu nedenle sadece “HAGB var” denilerek otomatik şekilde olumsuz kanaate varılması, özellikle görevin niteliğiyle bağlantı kurulmadan yapılıyorsa, hukuken tartışmalı hale gelir. Danıştay uygulamasında da, HAGB’nin mahkûmiyet gibi kabul edilip atamanın reddedilmesine karşı iptal kararlarına rastlanabilmektedir.

Özetle: Çıkabilir, ancak tek başına her zaman “olumsuz” demek değildir. Değerlendirme, fiilin niteliği, görevin hassasiyeti, aradan geçen süre ve kişinin sonraki hayat düzeni gibi unsurlarla birlikte yapılmalıdır.

Devam eden HAGB ile düşmüş HAGB arasındaki pratik fark

“Devam eden HAGB”, denetim süresinin sürdüğü ve hükmün hâlâ askıda olduğu dönemdir. Bu aşamada kurumlar, denetimin sürüyor olmasını ve dosyanın içeriğini daha riskli okuyabilir. Özellikle silahlı birimler, kritik güvenlik görevleri ve çocuklarla çalışılan alanlar gibi hassas kadrolarda bu pratik daha belirgindir.

Denetim süresi sorunsuz tamamlanıp davanın düşmesine karar verilmişse, pratikte risk azalır. Çünkü artık HAGB’nin doğurabileceği “hükmün açıklanması” ihtimali ortadan kalkmıştır. Yine de bazı kurumların, düşmüş olsa bile dosyadaki olguları “uygunluk” tartışmasına taşımaya çalıştığı görülür. Bu tür durumlarda, kararın tarihi, dosyanın sonucu ve görevin gerekleri arasında somut bağ kurulup kurulmadığı kritik önem taşır.

Son olarak, 31.12.2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi kararıyla CMK m.231’deki HAGB düzenlemesine ilişkin iptal hükmünün 9 ay sonra yürürlüğe girmesi öngörüldüğünden, 30.09.2026 itibarıyla sistemin yeniden şekillenmesi ihtimali de göz ardı edilmemelidir. Bu geçiş döneminde, somut dosyaya göre strateji belirlemek daha da önem kazanır.

Adli sicil, arşiv kaydı, GBT ve e-Devlet kaydında HAGB görünürlüğü

HAGB kaydı nerede tutulur, kimler görebilir?

HAGB kararı, mahkûmiyet hükmü açıklanmadığı için adli sicil kaydına klasik anlamda “mahkûmiyet” olarak geçmez. Uygulamada bu, kişinin e-Devlet’ten aldığı adli sicil belgesinde çoğu kez “temiz” görünmesi sonucunu doğurur. Ancak bu durum, HAGB kararının hiçbir yerde kayıtlı olmadığı anlamına gelmez.

CMK m.231/13 yaklaşımı gereği HAGB kararları, adli sicilden ayrı, özel nitelikte bir kayıt sisteminde tutulur. Bu kayda erişim, her vatandaşın sorgulayabildiği bir alan değildir. Kural olarak HAGB’ye ilişkin kayıtlar ve dosya bilgileri, yargısal makamların ve kanunun yetki verdiği ölçüde ilgili birimlerin erişebildiği çerçevede kalır.

Diğer taraftan GBT (Genel Bilgi Toplama), adli sicil belgesi gibi “mahkûmiyet dökümü” değildir. Kolluğun sahada kimlik sorgusunda kullandığı sistemlerde ağırlıkla “aranma, yakalama emri, tahdit, kesinleşmiş bazı kayıtlar” gibi güvenlik odaklı bilgiler öne çıkar. Bu nedenle HAGB’nin GBT’de “mutlaka çıkar” ya da “asla çıkmaz” şeklinde kesin bir genelleme yapmak doğru olmaz. Dosyada yakalama, arama, tedbir gibi ayrı bir kayıt yoksa HAGB’nin GBT sorgusunda görünmesi genellikle beklenmez.

e-Devlet adli sicil kaydı ile kurum sorguları arasındaki fark

e-Devlet üzerinden alınan adli sicil kaydı (ve varsa arşiv kaydı) belgesi, kişiye verilen standart bir çıktıdır. Bu belge, çoğu durumda HAGB’yi göstermez. Bu yüzden “e-Devlet’te görünmüyor” tespiti tek başına belirleyici değildir.

Kurumların güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sürecinde yaptığı sorgular ise, 7315 sayılı Kanun’un izin verdiği kapsamla sınırlı olmak üzere, daha geniş veri kaynaklarına dayanabilir. Sonuç olarak adayın elindeki e-Devlet belgesi temiz olsa bile, kurum değerlendirmesinde HAGB’ye ilişkin kararın veya dosyaya dair bazı olguların gündeme gelmesi mümkündür. Bu fark, özellikle atama sürecinde “belge temizdi ama olumsuz değerlendirildim” şikayetlerinin temel nedenidir.

Memuriyete girişte HAGB’nin etkisi ve 657 kapsamında değerlendirme

Atama öncesi ve atama sonrası işlemlerde olası sonuçlar

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu bakımından memuriyete girişte temel eşik, çoğu zaman kesinleşmiş mahkûmiyet ve bunun 48. maddede sayılan şartlarla ilişkisidir. HAGB ise mahkûmiyet hükmü kurulsa bile açıklanmadığı için, kural olarak “kesinleşmiş mahkûmiyet” gibi sonuç doğurmaz. Bu nedenle sırf HAGB var diye, 657 m.48’deki “mahkûm olmama” şartının otomatik olarak kaybedildiğini söylemek çoğu dosyada isabetli olmaz.

Buna rağmen pratikte iki ayrı risk alanı vardır:

  • Atama öncesi: Güvenlik soruşturması veya arşiv araştırması sonucunda idare “olumsuz” kanaate varırsa, atama onayının verilmemesi, başvurunun reddi veya güvenlik soruşturması şartı bulunan kadrolarda sürecin durdurulması gündeme gelebilir. Burada tartışma, HAGB’nin mahkûmiyet sayılıp sayılmadığından çok, kurumun yaptığı değerlendirmenin somut, ölçülü ve görevin gerekleriyle bağlantılı olup olmadığıdır.
  • Atama sonrası: Kişi göreve başladıktan sonra HAGB dosyası nedeniyle “olumsuzluk” ileri sürülmesi halinde, işlemin türü önem kazanır. Bazı durumlarda idare atamayı geri almayı, bazı durumlarda görevden çıkarma veya sözleşmenin feshi gibi sonuçları değerlendirmeye çalışabilir. Hangi yolun uygulanabileceği; personelin statüsüne (aday memur, asil memur, sözleşmeli personel), görevin niteliğine ve işlem tarihine göre değişir.

Suçun niteliğine göre risk artışı (kasıtlı suçlar, yüz kızartıcı fiiller)

HAGB’de risk, çoğu zaman “HAGB var” bilgisinden değil, dosyaya konu fiilin niteliğinden doğar. 657 m.48’de sayılan ve kamu hizmetiyle doğrudan bağ kurulan bazı suç grupları, değerlendirmeyi belirgin şekilde ağırlaştırır. Özellikle:

  • Kasten işlenen suçlar ve bir yıl veya üzeri hapis cezası eşiği, mahkûmiyet halinde memuriyete girişte kritik bir sınırdır.
  • Kanunda sayılan katalog suçlar (devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene karşı suçlar, zimmet, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, ihaleye fesat, aklama, kaçakçılık gibi) açısından mahkûmiyet olmasa bile dosyanın içeriği, bazı kurumlar tarafından “güvenilirlik” tartışmasına taşınabilir.

Bu yüzden HAGB dosyası olan adaylar için doğru yaklaşım, sadece e-Devlet adli sicil belgesine bakmak değil; suç vasfı, karar tarihi, denetim durumu ve başvurulan görevin hassasiyetini birlikte değerlendirmektir.

Özel güvenlik, öğretmenlik, polis-bekçi ve askeri okullarda HAGB riski

Özel güvenlik ruhsatı ve yenilemede olası etkiler

Özel güvenlik görevlisi olmak veya kimlik kartını yenilemek isteyenler açısından HAGB dosyaları, “adli sicilde görünmüyor” gerekçesiyle tamamen önemsiz sayılmayabilir. Çünkü özel güvenlik alanında, görevin niteliği gereği güvenilirlik ve kamu düzeni vurgusu daha yüksektir. Uygulamada valilik komisyonlarının ve ilgili birimlerin değerlendirmesi, yalnızca adli sicil belgesiyle sınırlı kalmadan kişinin geçmişindeki olayın türüne ve güncelliğine bakabilir.

Burada iki temel pratik ayrım öne çıkar:

  • HAGB devam ediyorsa: Denetim süresinin sürmesi, bazı dosyalarda “risk devam ediyor” şeklinde yorumlanabilir. Özellikle şiddet, tehdit, silah, uyuşturucu gibi konulara temas eden olaylarda sorun çıkma ihtimali artar.
  • HAGB düşmüşse: Denetim sorunsuz bitmiş ve dava düşmüşse, olumsuz değerlendirmenin gerekçelendirilmesi idare açısından daha zorlaşır. Yine de olayın niteliği “özel güvenlik göreviyle bağ kurabilecek” ağırlıktaysa, pratikte itiraz ve dava ihtiyacı doğabilir.

Polis-bekçi ve askeri öğrenci alımlarında değerlendirme eğilimleri

Polis, bekçi ve askeri öğrenci alımları, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının en sıkı uygulandığı alanlardır. Bu alanlarda HAGB açısından riskin yükselmesinin temel nedeni, HAGB’nin “mahkûmiyet” sayılıp sayılmamasından çok, kurumların personel seçerken yüksek güvenlik standardı benimsemesidir.

Uygulamada şu eğilimlerle karşılaşılır:

  • Devam eden HAGB dosyaları, özellikle kamu düzeniyle doğrudan ilgili birimlerde, daha hassas okunur.
  • Dosya, “şiddet eğilimi”, “disipline aykırılık”, “silah veya uyuşturucu” gibi başlıklara temas ediyorsa, olumsuz değerlendirme riski artabilir.
  • Değerlendirme bazı durumlarda yalnızca adayın kendisiyle sınırlı kalmayıp, mevzuatın izin verdiği ölçüde yakın çevreye ilişkin verilerle birlikte yapılabilir. Bu nedenle tek bir belgenin “temiz” çıkması her zaman güvenli bir sonuç anlamına gelmez.

Bu tür alımlarda idarenin takdir alanı geniş görünse de bu takdir sınırsız değildir. Olumsuz işlem, somut olgulara dayanmalı ve görevin gerekleriyle ilişki kurulmalıdır.

Öğretmenlik ve diğer kamu görevlerinde tipik senaryolar

Öğretmenlik ve benzeri kamu görevlerinde HAGB tartışması genellikle üç senaryo üzerinden ilerler:

  1. Atama öncesi olumsuz değerlendirme: Adayın e-Devlet adli sicil kaydı temiz olsa bile, arşiv araştırması sonucunda HAGB dosyası gündeme getirilerek atama süreci olumsuz etkilenebilir.
  2. Denetim süresi devam eden HAGB: Denetim sürüyorsa, kurumlar “süreç tamamlanmadı” yaklaşımıyla daha temkinli davranabilir.
  3. Düşmüş HAGB ve aradan geçen süre: Denetim bitmiş, dava düşmüş ve kişi uzun süre sorunsuz bir hayat sürmüşse, olumsuz işlemlerin yargısal denetimde daha fazla tartışmaya açık hale geldiği görülür.

Özellikle çocuklarla çalışma, kamuya örneklik, güven ilişkisi gibi gerekçeler, öğretmenlikte değerlendirme dilini etkileyebilir. Ancak burada da belirleyici olan, soyut kanaat değil; somut olayın niteliği, güncelliği ve görevin gerekleriyle kurulan bağın hukuken denetlenebilir olmasıdır.

Güvenlik soruşturması olumsuzsa itiraz ve idari dava yolları

Olumsuz kanaat mi, işlem mi: dava edilebilirlik ayrımı

Uygulamada “güvenlik soruşturması olumsuz geldi” denildiğinde her zaman doğrudan dava açılabilecek bir tablo oluşmayabilir. Burada kritik ayrım şudur: Olumsuz kanaat tek başına değil, bu kanaade dayanılarak tesis edilen idari işlem dava konusudur.

En sık karşılaşılan dava edilebilir işlemler şunlardır:

  • Atamanın yapılmaması veya atama onayının verilmemesi
  • Sözleşmeli personelde sözleşmenin yapılmaması ya da yenilenmemesi
  • Güvenlik soruşturması şartı gerekçesiyle başvurunun reddi
  • Göreve başlatmama, ilişik kesme, görevden çıkarma gibi sonuç doğuran işlemler

Bazen kurum, gerekçe ve bilgi paylaşımını sınırlı tutabilir. Bu durumda “hangi kayda dayanıldı” sorusuna net cevap alınamaması, süreci durdurmaz. Dava stratejisi, işlem metni, tebliğ tarihi ve kadronun özel mevzuatı üzerinden kurulur.

İptal davası ve yürütmenin durdurulması ne zaman gündeme gelir?

Güvenlik soruşturması veya arşiv araştırması gerekçesiyle tesis edilen işleme karşı tipik yol, idare mahkemesinde iptal davası açmaktır. Genel kural olarak iptal davası açma süresi, işlemin tebliğinden itibaren 60 gündür. Süre hesabı, başvurunun “sözlü” değil, yazılı ve tebliğe elverişli şekilde öğrenildiği tarihe göre değerlendirilir. Bu nedenle tebliğ evrakı, e-Devlet bildirimleri ve kurum yazıları özellikle önemlidir.

İşlem kişiyi gelirinden, statüsünden veya mesleki planından mahrum bırakıyorsa, dava ile birlikte yürütmenin durdurulması talebi de gündeme gelir. Mahkeme, yürütmenin durdurulmasına karar verebilmek için genellikle iki koşulu birlikte arar:

  • İşlemin açıkça hukuka aykırı görünmesi
  • İşlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zarar doğması

HAGB gibi “mahkûmiyet sayılmayan” bir kararın, somut bağ kurulmadan mahkûmiyet gibi değerlendirilmesi; gerekçesiz, soyut veya ölçüsüz bir olumsuzluk kurulması; değerlendirmede görevle ilgisiz verilerin esas alınması gibi iddialar, bu aşamada pratik önem taşır.

AYM ve emsal kararların pratikte nasıl kullanıldığı

Bu dosyalarda mahkeme önüne genellikle iki ana argüman seti konur:

  1. HAGB’nin hukukî niteliği: HAGB’nin mahkûmiyetin tüm sonuçlarını doğurmadığı, dolayısıyla salt HAGB varlığından hareketle kişinin kamu görevine “uygunsuz” sayılmasının otomatik ve ölçüsüz olabileceği vurgulanır.
  2. Gerekçelendirme ve ölçülülük: İdarenin “olumsuz” değerlendirmeyi hangi somut olguya dayandırdığı, bu olgunun görevle nasıl ilişkilendirildiği ve neden daha hafif bir değerlendirmeyle yetinilmediği tartışılır.

Danıştay ve bölge idare mahkemesi kararlarında, “soyut kanaat” yerine somut ve denetlenebilir gerekçe aranması; HAGB’nin mahkûmiyet gibi ele alınmasına karşı temkinli yaklaşım; görevle bağlantı ve ölçülülük vurgusu öne çıkabilmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru kararları açısından da, özellikle özel hayata saygı, adil yargılanma ve gerekçeli karar eksenindeki ihlal iddiaları, iç hukuk yolları tüketildikten sonra tartışma konusu yapılabilir.

Bu nedenle pratikte emsal kararlar “tek başına kazanma garantisi” değildir; ancak dilekçenin omurgasını güçlendirir. En doğru yaklaşım, somut olayın tarihleri, suç isnadı/vasfı, HAGB’nin denetim durumu ve başvurulan görevin niteliği birlikte ele alınarak, idarenin değerlendirmesindeki kopuklukların net şekilde gösterilmesidir.