Makaleler
2004 Sayılı İİK Uyarınca Konkordato
İİK konkordato süreci: başvuru belgeleri, geçici ve kesin mühletin etkileri, komiserin rolü, alacaklı oylaması, takiplerin durması ve tasdik şartları.
İİK konkordatosu, ödeme güçlüğüne düşen borçlunun alacaklılarla bir plan üzerinde uzlaşıp borçlarını vadeye yayması veya indirimle ödemesi için mahkeme gözetiminde yürüyen bir yeniden yapılandırma yoludur. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’ndaki düzenleme, başvuruya eklenen ön proje ve mali tabloların inandırıcılığıyla başlar; asliye ticaret mahkemesi geçici veya kesin mühlet vererek borçlunun malvarlığını koruyan tedbirleri devreye alabilir. Bu süreçte komiser denetimi, alacakların bildirilmesi ve alacaklıların oylaması kritik aşamalardır; plan kabul edilip tasdik edilirse bağlayıcı hale gelir. En sık hata, mühletin tek başına çözüm sanılıp gerçekçi nakit akışı ve uygulanabilir ödeme takviminin baştan kurulmamış olmasıdır.
İİK 285-309 konkordato maddeleri hangi süreci düzenler?
Konkordato kavramı ve amacı (İİK m.285)
Konkordato, borçlarını vadesinde ödeyemeyen veya vadesinde ödeyememe tehlikesi altında bulunan borçlunun; alacaklılarıyla vade (borcun zamana yayılması) ve/veya tenzilat (borçtan indirim) içeren bir ödeme planında anlaşması ve bu planın mahkemece tasdik edilmesiyle sonuçlanan, yargı gözetiminde bir yeniden yapılandırma yoludur.
İİK m.285-309 aralığı, yalnızca “başvuru yapıldı” demekle bitmeyen bütün resmi süreci düzenler. Bu çerçevede özetle:
- Konkordato talebinin kimlerce ve hangi şartlarda istenebileceği,
- Geçici mühlet ve kesin mühletle borçlunun malvarlığının korunması,
- Konkordato komiserinin gözetimi,
- Alacakların bildirilmesi, alacaklıların toplantısı ve oylama,
- Mahkemenin tasdik incelemesi ve tasdik kararının sonuçları, gibi kritik aşamalar aynı sistemin parçalarıdır.
Konkordatonun temel amacı, ekonomik olarak yaşama şansı bulunan borçlunun dağınık icra baskısı altında çökmesini önlemek ve alacaklıların da “yarışan takipler” yerine, daha öngörülebilir bir planla mümkün olan en iyi tahsilata ulaşmasını sağlamaktır.
İflas içi ve iflas dışı başvuru ayrımı (İİK m.285 vd.)
Uygulamada en sık karşılaşılan yol iflas dışı konkordatodur. Borçlu henüz iflas etmeden, ödeme güçlüğü ortaya çıktığında (veya yakın risk varken) asliye ticaret mahkemesinden konkordato talep eder. Amaç, işletmenin faaliyetini sürdürerek borçların plan dahilinde ödenmesidir.
İflas içi konkordato ise borçlu hakkında iflas kararı verilmişken gündeme gelir. Bu durumda hedef, iflas tasfiyesinin sonuçlarını yumuşatabilecek bir uzlaşma zemini yaratmaktır. İflas içi konkordato, her olayda pratik bir çözüm olmayabilir; borçlunun malvarlığı, gelir yaratma kabiliyeti ve alacaklı kompozisyonu belirleyicidir.
Konkordato türleri ve hangi durumda tercih edilir
Resmi (adli) konkordato uygulamasında başlıca seçenekler şunlardır:
Adi konkordato: En “klasik” modeldir. Borçların belirli bir takvime bağlanması (vade), borcun bir kısmından indirim (tenzilat) veya her ikisinin birlikte uygulanması şeklinde kurgulanır. Faaliyeti sürdürülebilen, nakit akışı toparlanabilir borçlular için genellikle ilk düşünülen türdür.
Malvarlığının terki suretiyle konkordato: Borçlu, malvarlığının alacaklılar yararına tasfiyesini kabul eder. İflas tasfiyesine göre daha pratik ve maliyeti daha düşük bir tasfiye hedeflenebilir. Ancak borçlunun işini devam ettirme iradesinden çok, “kontrollü tasfiye” yaklaşımı öne çıkar.
İflas içi konkordato: Borçlu iflas etmişken uzlaşma arandığında gündeme gelir. Bazı dosyalarda alacaklıların daha iyi tahsilat beklentisi oluştuğunda tercih edilir.
Hangi türün uygun olduğu, projenin gerçekçiliği kadar; borçlunun gelir üretme kapasitesine, alacaklıların yapısına ve alacakların niteliğine göre belirlenmelidir.
Konkordato talep edebilecek kişiler ve başvuru şartları (İİK m.285)
Borçlu tarafından konkordato talebi
İİK m.285’e göre borçlarını vadesi geldiği halde ödeyemeyen veya vadesinde ödeyememe tehlikesi altında bulunan her borçlu konkordato talep edebilir. Bu ifade, yalnızca sermaye şirketlerini değil; şartları taşıdığı ölçüde gerçek kişileri ve diğer tüzel kişileri de kapsar. Uygulamada konkordato, çoğu kez şirketlerin nakit akışı bozulduğunda veya kısa vadeli borç yükü çevrilemez hale geldiğinde gündeme gelir.
Borçlunun talebi bakımından kritik nokta şudur: Konkordato, “takiplerden kaçınmak” için değil, gerçekçi bir ödeme planı ile borçların ödenebilir hale getirilmesi için öngörülmüştür. Bu nedenle başvurunun, projenin uygulanabilirliğini gösterecek mali verilerle desteklenmesi beklenir. (Belge ve proje içeriği ayrıca İİK m.286 kapsamında ele alınır.)
Alacaklının konkordato talep etmesi
Konkordato yalnızca borçlunun başvurabileceği bir yol değildir. İİK m.285, iflas talebinde bulunabilecek her alacaklının da gerekçeli dilekçeyle borçlu hakkında konkordato işlemlerinin başlatılmasını isteyebileceğini kabul eder.
Alacaklı başvuruları uygulamada daha sınırlı görülse de özellikle şu durumlarda gündeme gelebilir: Borçlunun kontrolsüz şekilde dağılmasının alacaklılar bakımından tahsil ihtimalini düşürdüğü, buna karşılık mahkeme denetiminde bir planın daha rasyonel sonuç verebileceği dosyalar.
Başvuruda borca batıklık ve ödeme güçlüğü değerlendirmesi
Konkordato için borca batık olma her zaman zorunlu bir ön koşul değildir. Esas ölçüt, borçlunun muaccel borçlarını ödeyememesi veya yakın vadede ödeyememe riskinin ciddi şekilde ortaya çıkmasıdır.
Mahkemeler ve komiserlik incelemesi, genellikle şu sorular etrafında şekillenir: Mevcut nakit ve tahsilat projeksiyonu kısa vadeli borçları karşılıyor mu? Borç vade yapısı sürdürülebilir mi? Faaliyet devam ederse gelir yaratma kapasitesi var mı? Sunulan plan, alacaklıları makul ve ölçülü biçimde tatmin edecek şekilde kurulmuş mu? Bu değerlendirme olumlu değilse, konkordato talebinin “süre kazanma” amacıyla yapıldığı kanaatiyle süreç borçlu aleyhine sonuçlanabilir.
Konkordato talebinde sunulacak belgeler ve proje içeriği (İİK m.286)
Konkordato projesinde bulunması gereken unsurlar
Konkordato talebinin omurgası konkordato ön projesidir. Proje, borçların hangi yöntemle ödeneceğini açık ve ölçülebilir şekilde ortaya koymalıdır. Uygulamada mahkemenin ve komiserin ilk baktığı yer de burasıdır.
Sağlam bir konkordato projesinde genellikle şu unsurlar net olmalıdır:
- Teklifin türü: Vade mi, tenzilat mı, yoksa her ikisi birlikte mi uygulanacak?
- Ödeme takvimi: Hangi tarihte, hangi oranda, hangi kaynakla ödeme yapılacak?
- Sınıflama yaklaşımı: Rehinli alacaklar, imtiyazlı alacaklar, kamu alacakları ve adi alacaklar bakımından teklifin nasıl kurgulandığı.
- Finansman ve devamlılık planı: İşletme nasıl dönecek, satış ve tahsilat nasıl artacak, hangi giderler kısılacak, varsa dış finansman nasıl sağlanacak?
- İflas senaryosu karşılaştırması: Proje gerçekleşirse alacaklıların eline geçecek tutarın, iflas halinde muhtemel tahsilatla karşılaştırılması.
Mali tablolar, ara bilançolar ve nakit akımı mantığı
İİK m.286 kapsamında yalnız “kârlılık” değil, nakit üretme gücü önemlidir. Bu yüzden konkordato dosyasında mali tabloların amacı, borçlunun bugünkü mali durumunu ve projenin uygulanabilirliğini ispatlamaktır.
Bu noktada özellikle:
- Güncel bilanço ve gelir tablosu, borçlunun varlık-yükümlülük dengesini gösterir.
- Ara bilanço, başvuru tarihine yakın dönemdeki ani değişimleri görünür kılar.
- Nakit akım tablosu ise “kâğıt üstünde kâr” ile “kasaya giren para” arasındaki farkı ortaya çıkarır.
Mahkemelerin pratik yaklaşımı şudur: Proje, nakit akımıyla desteklenmiyorsa, takvim ne kadar iyi yazılırsa yazılsın sürdürülebilir kabul edilmez.
Bağımsız denetim raporu ve bilirkişi incelemesi kapsamı
Konkordato talebine, mevzuatın aradığı şekilde makul güvence veren bağımsız denetim raporu da eklenir. Bu raporun fonksiyonu; mali verilerin ve projeye dayanak varsayımların belirli bir denetim standardı disiplininde incelenmesi ve projenin “tamamen temelsiz” olup olmadığının teknik olarak test edilmesidir. Denetim raporu, mahkemenin kararını tek başına belirlemez; ancak dosyanın ciddiyetini ve öngörülerin tutarlılığını doğrudan etkiler.
Buna ek olarak mahkeme, dosyanın niteliğine göre bilirkişi incelemesi yaptırabilir veya komiserin değerlendirmesini derinleştirecek ek tespitler isteyebilir. Uygulamada bilirkişi ve komiser incelemeleri, özellikle stokların gerçeğe uygunluğu, alacakların tahsil kabiliyeti, grup şirketi işlemleri, ilişkili taraf borçları ve projede öngörülen satış-tahsilat varsayımlarının gerçekçiliği üzerinde yoğunlaşır.
Geçici mühlet kararı ve geçici mühletin sonuçları (İİK m.287-288)
Geçici mühlette icra takipleri ve hacizler
Konkordato talebi usulüne uygun yapılıp gerekli belgeler sunulduğunda mahkeme geçici mühlet kararı verir. Geçici mühlet, kanunen kesin mühletin sonuçlarını doğurur. Bunun pratik karşılığı şudur: Borçlu, kısa bir süre içinde parçalı icra baskısıyla dağılmadan, faaliyetini sürdürebilecek bir “koruma alanına” alınır.
Bu dönemde kural olarak borçlu aleyhine yeni takip başlatılamaz, başlamış takipler durur. Haciz ve muhafaza işlemleri bakımından da konkordatonun koruyucu etkisi devreye girer. Ayrıca zamanaşımı ve hak düşürücü süreler bakımından, takip işlemleriyle kesilebilen sürelerin işlemesi de mühlet içinde genellikle askıda değerlendirilir.
Geçici mühlet kararının ilanı ve ilgili kurumlara bildirimi de bu aşamanın önemli parçasıdır. İlanla birlikte alacaklıların, belirli süre içinde itiraz edip konkordato talebinin reddini isteme imkanı doğar. Bu nedenle geçici mühlet, “otomatik kabul” değil; denetim ve itiraz kanalı açık bir ara korumadır.
Geçici komiser atanması ve ilk denetim
Mahkeme geçici mühletle birlikte geçici konkordato komiseri atar. Komiserin ilk görevi, dosyadaki projenin ve mali verilerin gerçekçiliğini hızlı şekilde test etmektir. Uygulamada komiser:
- İşletmenin fiilen çalışıp çalışmadığını,
- Kasa, banka, çek-senet, stok ve alacak yapısını,
- Tahsilat ve ödeme düzenini,
- Olağan dışı mal kaçırma risklerini inceler ve mahkemeye kısa süre içinde ilk değerlendirmelerini raporlar.
Mahkeme, komiserin önerileri doğrultusunda borçlunun bazı işlemlerini izne bağlayabilir veya ek tedbirler koyabilir. Bu denetim, projenin “süre kazanma” amacıyla mı yoksa gerçek bir iyileşme planıyla mı hazırlandığını ayırt etmek açısından belirleyicidir.
Mühletin alacak türlerine etkisi özeti
Geçici mühlet, alacaklıların tamamını aynı şekilde etkilemez. Alacağın türü, takip imkanını ve pratik stratejiyi değiştirir.
Rehinli, kamu ve işçilik alacakları bakımından etkiler
Rehinli alacaklarda rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılması veya devamı mümkün olmakla birlikte, kural olarak rehinli mal üzerinde muhafaza tedbirleri ve satış aşamasına geçilemez. Amaç, işletmenin kritik varlıklarının mühlet içinde “elden çıkmasını” engellemektir.
Kamu alacakları bakımından da mühlet koruması önemlidir. Uygulamada 6183 kapsamındaki tahsil işlemleri dahil, borçlu üzerinde yeni cebri tahsil baskısı kurulması genel kural olarak mühlet süresince durur.
İşçilik alacakları ise imtiyazlı alacak niteliği taşıyabildiğinden, konkordato projesi kurgulanırken özel dikkat ister. Takip yasağı kuralı mühlet içinde genel olarak uygulanır; ancak borçlunun işletmeyi ayakta tutması için cari ücret ödemeleri ve iş barışını koruyan uygulamalar, komiser denetiminde özellikle önem kazanır. Bu başlıkta yapılacak hata, konkordatonun ekonomik amacını zayıflatacak ölçüde personel kaybına ve faaliyet durmasına yol açabilir.
Kesin mühlet süreci ve borçlunun işlemlerine getirilen sınırlamalar (İİK m.289-297)
Kesin mühlet süresi, uzatma ve sona erme
Geçici mühlet dönemindeki inceleme ve itirazlar değerlendirildikten sonra mahkeme, konkordatonun başarı şansı bulunduğu kanaatine varırsa kesin mühlet verir. Kesin mühletin temel süresi 1 yıldır. Gerekli görülürse, borçlunun veya komiserin talebi üzerine en fazla 6 ay uzatma yapılabilir. Böylece kesin mühlet bakımından azami süre 18 aya kadar çıkabilir.
Kesin mühlet “otomatik hak” değildir. Süreç içinde projenin uygulanabilirliği kalmazsa, borçlu yükümlülüklerini ihlal ederse, mali durum hızla kötüleşir veya konkordatonun amacına açıkça ulaşılamayacağı anlaşılırsa mahkeme mühleti kaldırabilir. Borçlu iflasa tabi ise bazı durumlarda iflas kararı gündeme de gelebilir. Bu nedenle kesin mühlet, hem koruyucu hem de sıkı gözetim içeren bir dönemdir.
Borçlunun tasarruf yetkisi ve mahkeme izni gerektiren işlemler
Kesin mühlette borçlu kural olarak faaliyetini sürdürür; ancak malvarlığı üzerinde serbestçe hareket edemez. Kanun, alacaklıların takip hakkı sınırlandığı için borçlunun da belirli işlemlerde mahkeme iznine tabi olmasını öngörür.
Borçlu, mahkemenin izni olmadan özellikle:
- Rehin tesis edemez,
- Kefil olamaz,
- İvazsız (karşılıksız) tasarruflarda bulunamaz,
- Taşınmazını, işletmenin devamı için önemli taşınırlarını ve devamlı tesisatını devredemez veya bunlar üzerinde kısıtlayıcı işlem yapamaz.
Mahkeme ayrıca, bazı işlemlerin geçerliliğini komiser iznine bağlayabilir veya gerekli görürse işletmenin faaliyetinin komiser tarafından yürütülmesine karar verebilir. Pratikte en kritik hata, “mühlet var” düşüncesiyle şirket varlıklarında hızla tasarrufa gidilmesidir.
Devam eden sözleşmeler ve fesih yasağı sınırları
Kesin mühletin en önemli etkilerinden biri, işletmenin çalışmasını sağlayan sözleşmelerin korunmasıdır. Borçlunun konkordatoya başvurmuş olması, tek başına sözleşmeye aykırılık sayılan, haklı fesih veya borcu muaccel kılan kayıtların işletilmesine kural olarak imkan vermez. Böylece kira, tedarik, hizmet, lojistik gibi “yaşamsal” sözleşmelerin sırf konkordato nedeniyle sona erdirilmesi engellenir.
Bununla birlikte fesih yasağı mutlak değildir. Karşı taraf, borçlunun konkordatodan bağımsız gerçek bir sözleşme ihlali varsa genel hükümler çerçevesinde haklarını ileri sürebilir. Diğer yandan borçlu da, devamı konkordatonun başarısını ciddi şekilde engelleyen ve sürekli nitelikteki bazı sözleşmeleri, kanunun öngördüğü şartlar ve denetim altında sona erdirebilir. Burada amaç, işletmeyi ayakta tutan sözleşmeleri korurken, konkordatoyu batıracak yükleri de kontrollü biçimde yönetmektir.
Konkordato komiseri ve alacaklılar kurulunun görevleri (İİK m.290-302)
Komiserin raporlama ve gözetim yetkileri
Konkordato komiseri, mühletin “kağıt üzerinde” kalmamasını sağlayan temel aktördür. Borçlu faaliyetini sürdürür; ancak bu faaliyet, komiserin gözetimi ve mahkemenin çizdiği sınırlar içinde yürür.
Komiserin öne çıkan görevleri şunlardır: Borçlunun işletmesini ve mali tablolarını incelemek, projenin uygulanabilirliğini değerlendirmek, alacaklıların alacak bildirimlerini toplamak ve incelemek, gerektiğinde çekişmeli alacaklar konusunda dosyayı mahkemeye taşımak, alacaklıları toplantıya çağırmak, toplantıyı ve oylamayı usulüne uygun şekilde yürütmek ve tüm süreci mahkemeye raporlamaktır. Uygulamada en kritik raporlar; geçici dönemdeki ilk tespitler, kesin mühlet içindeki ara raporlar ve oylama sonrası mahkemeye sunulan gerekçeli nihai rapordur.
Komiser aynı zamanda riskleri de izler. Mal kaçırma şüphesi, muvazaalı işlemler, ilişkili taraflara olağandışı para çıkışları ve işletmenin fiilen durması gibi durumlarda mahkemeyi uyarır ve gerekli tedbirleri talep edebilir.
Alacaklılar kurulunun rolü ve denetim mekanizması
Alacaklılar kurulu, her dosyada zorunlu değildir; ancak mahkeme, alacaklı sayısı, alacak miktarı ve alacakların çeşitliliği gibi ölçütlere göre kurul oluşturabilir. Kurulun temel amacı, alacaklıların süreci daha yakından izlemesini ve komiserin faaliyetlerinin daha şeffaf denetlenmesini sağlamaktır.
Kurul, komiserden düzenli bilgi alır; projenin gidişatını, borçlunun faaliyetini ve ödeme disiplinini takip eder. Komiserin görevini yeterli yapmadığı kanaati oluşursa, gerekçeli şekilde mahkemeden komiserin değiştirilmesini isteme imkanı da bulunmaktadır. Bu yönüyle kurul, konkordatonun alacaklılar bakımından “kontrol edilebilir” kalmasına katkı verir.
Süreçte sık yapılan hatalar ve pratik uyarılar
En sık sorun, komiserin denetimini “formalite” görmektir. Konkordato dosyasında tutarsız kayıtlar, güncel olmayan mali tablolar ve açıklanamayan kasa-banka hareketleri güveni hızla zedeler.
Diğer kritik hatalar şunlardır:
- Projeyi yalnız vade uzatımı gibi görüp nakit akımıyla uyumlu bir ödeme planı kurmamak.
- İlişkili kişilere yapılan ödemeleri sürdürüp bunu raporlarda izah edememek.
- Alacaklılarla iletişimi koparıp alacaklılar kurulunu “muhalif grup” gibi konumlamak.
- Oylama aşamasına yaklaşırken, alacaklıların temel sorularına net yanıt vermeyecek kadar geç hazırlık yapmak.
Sağlıklı bir konkordato yönetimi; şeffaf kayıt, düzenli raporlama, faaliyet devamlılığı ve alacaklıların ikna edilebildiği gerçekçi bir plan üzerine kurulmalıdır.
Alacaklılar toplantısı, oylama çoğunlukları ve tasdik kararının sonuçları (İİK m.302-309)
Alacaklılar toplantısı ve projenin oylanması
Kesin mühlet içinde komiser, alacakları toplar ve inceleyerek bir tablo oluşturur. Ardından alacaklılar toplantısını yapar. Toplantıda borçlu, faaliyetini ve teklifin mantığını açıklar; komiser de dosyaya ilişkin tespitlerini ve projenin uygulanabilirliğine dair değerlendirmesini paylaşır. Görüşmeler sonunda konkordato tutanağı düzenlenir.
Oylamada temel kural şudur: Sadece projeden etkilenen alacaklılar oy kullanır. Ayrıca kanunun öngördüğü bazı alacaklılar, çoğunluk hesabında dikkate alınmaz. Uygulamada bu ayrım, özellikle imtiyazlı alacaklar ve borçluya yakın kişilerin alacakları bakımından sonuç doğurur.
Konkordato projesi, iki alternatif çoğunluktan biri sağlanırsa kabul edilmiş sayılır:
- Kaydedilmiş alacaklıların sayıca yarıdan fazlası ve alacak miktarı itibarıyla yarıdan fazlası, veya
- Kaydedilmiş alacaklıların sayıca dörtte birinden fazlası ve alacak miktarı itibarıyla üçte ikisinden fazlası.
Toplantıdan sonra kanunun öngördüğü iltihak süresi içinde bazı alacaklılar tutanağa sonradan katılabilir. Bu süre, özellikle toplantıya katılamayan ama projeye sıcak bakan alacaklılar için kritik bir fırsattır.
Tasdik şartları ve mahkemenin incelemesi (İİK m.305)
Oylamada kabul, tek başına yeterli değildir. Mahkeme, İİK m.305 kapsamında tasdik şartlarının oluşup oluşmadığını denetler. Pratikte mahkemenin odaklandığı başlıklar şunlardır:
- Projenin m.302’deki çoğunluklarla kabul edilip edilmediği,
- Teklifin borçlunun kaynaklarıyla orantılı ve uygulanabilir olup olmadığı,
- Alacaklıların konkordato ile elde edeceği tutarın, iflas senaryosuna göre daha iyi veya en azından makul olup olmadığı,
- Yargılama giderleri ve tasdikle doğacak bazı ödemeler için kanunun aradığı depozito ve teminatların yatırılıp yatırılmadığı,
- Çekişmeli alacaklar bakımından ayrılması gereken payların güvenceye alınıp alınmadığı.
Mahkeme tasdik kararı verirse konkordato, kural olarak bağlayıcı hale gelir. Tasdik kararı ayrıca, mühlet öncesi konulup paraya çevrilmemiş bazı hacizler bakımından da kanunun öngördüğü sonuçları doğurabilir.
Tasdik edilmezse, fesih ve ihlal halinde başvurulacak yollar
Mahkeme projeyi tasdik etmezse konkordato başarısız olur. Borçlu iflasa tabi ise ve dosya şartları oluşmuşsa, tasdik edilmemesi bazı hallerde iflas sonucuna kadar gidebilir. Bu nedenle oylama kazanılmış olsa bile, tasdik aşamasına “mahkeme denetimi” ciddiyetiyle hazırlanmak gerekir.
Tasdik edilmiş bir konkordato bakımından ise iki önemli risk alanı vardır:
- İhlal (edimlerin yerine getirilmemesi): Kendisine karşı konkordato şartları ifa edilmeyen alacaklı, yeni haklarını koruyarak kendi yönünden konkordatonun feshini talep edebilir. Bu, daha çok “alacaklı bazında” sonuç doğuran bir yoldur.
- Kötü niyet veya ağır aykırılıklar: Kanunun öngördüğü şartlar oluştuğunda kısmen fesih veya daha ağır hallerde tamamen fesih gündeme gelebilir. Tamamen fesih, borçlu iflasa tabi ise dosyayı iflasa taşıyabilecek nitelikte sonuçlar doğurabilir.
Bu aşamada en kritik pratik uyarı şudur: Konkordato tasdik edildikten sonra da borçlunun disiplinli şekilde raporlama yapması, ödeme takvimine uyması ve komiser denetiminde şeffaf kalması, fesih riskini ciddi ölçüde azaltır.